Çiftçiye dev paket seçim yatırımı çıktı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin önceki gün “çiftçilere büyük destek” olarak açıkladığı 972 milyon liralık paketin, 2017 yılından kalan buzağı desteği, temmuz-ağustos aylarında ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen süt primi ve 2 yıldır yapılmayan besi desteği olduğu ortaya çıktı.

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, süt üreticisine zamanında ödenmeyen destek ödemelerini müjde olarak vermenin ülke çiftçisini iş bilmez olarak görmek olduğunu belirterek, “Süt üreticisine verilen destek günü kurtarmak adına yapılan seçim vaadidir” dedi. Sarıbal, ödemelerin seçim yatırımı olduğunun çok bariz olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Bunu o kadar belli ediyorlar ki, temmuz-ağustos ayında ilave 15 kuruş çiğ süt prim desteğini vermiyorlar ve eylülden itibaren vereceğini ifade ederek Mart 2019 sonuna kadar sınırlandırıyorlar. Üstüne üstlük Ulusal Süt Konseyi’nin çiğ süt tavsiye fiyatını 2019 Mart sonuna kadar litre başına 1.70 TL olarak alıyorlar. Süt/ yem paritesi 1.5 olmadığı sürece üretici para kazanamaz. Yemde ithalata bağlı kalmaya devam ettikçe bu iş çözülmez.”

11ARADAN İKİ YIL GEÇTİ

TBMM Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın başbakanken Meclis’teki grup toplantısında çiftçilere desteklemelerin yılda iki kez ödeneceğini açıkladığını hatırlatan Sarıbal, “Aradan 2 yıl geçti. Zamanında ödenmeyen süt, buzağı ve kesim desteklerini üreticilere iyi bir iş yapmış gibi müjde diye açıklıyorlar” dedi. Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’nin önceki gün yaptığı konuşmada üreticinin yüksek faizle borçlandığı için kâr edemediğini ifade ettiğini de vurgulayan Orhan Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böyle bir düşünce olur mu? Borçlanarak kâr etmek nerede görülmüştür? Dünyanın her yerinde borçlanma yatırımı büyütmek için yapılır. İşte bu AKP zihniyeti üreticiyi borçlandırarak nefes aldırmamaktır. Onlara göre ne de olsa çiftçi çok çalışır, az kazanır.”

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Tuğrul Akşar: Türk futbolunun altyapı değil üst yapı problemi var

Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin (TKYD) 2010 yılında, Türk futbol endüstrisinde uluslararası yönetim standartlarının sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla başlattığı bir projeyle oluşturulan  Kurumsal Yönetim ve Futbol Endüstrisi Çalışma Grubu’nda da yer alan, 2011 yılında  Meclis Komisyonu’na “Türk Futbol Kulüplerinin Finansal Yeniden Yapılanması ve Yönetişimsel Sorunlarına Çözüm Önerileri” konusunda rapor hazırlayan, futbolun iktisadi, mali, hukuksal ve yönetsel kısımlarına ilişkin yayınlandığı beş adet kitabının yanı sıra 300’ün üzerinde makalesi olan Futbol ekonomisti Tuğrul Akşar, Türk futbolunun içinde bulunduğu ekonomik yapıyı sozcu.com.tr’ye değerlendirdi. 

Futbol kulüplerimiz borç batağında diyebiliriz. 4 büyük kulüpten yola çıkarak futbol kulüplerinin mali yapılarını ve Süper Lig’i değerlendirebilir misiniz?

Dört büyük kulüp için maalesef şu anda deniz bitmiş vaziyette. Yani futbol kulüplerimizin mevcut gelirleri giderlerini karşılamakta yetersiz kalıyor. Ama buna karşılık sabit giderleri yani oyuncularına ödedikleri ücretler, primler, bunların dışında stat giderleri, üçüncü kişilere olan borçlar, yapması gereken operasyonel faaliyetler için harcamaları gereken kaynaklar… Bütün bunları topladığınız zaman gider olarak gelirlerinin çok çok üzerinde. Aradaki açığı da banka kredisi kullanarak, borçlanarak karşılamaya çalışıyorlar. Ancak banka kredilerindeki faiz oranlarının yüksekliği aynı zamanda kurlardaki yukarı yönlü artış da kulüplerin banka borçlarını durduk yerde artırıyor.

 

“GEÇMİŞTEN GELEN CİDDİ ZARARLAR VAR”

Sadece 4 büyük kulüp örneğinden yola çıkacak olursak, 4 kulübün toplam gelirleri yaklaşık 1 milyar 970 milyon civarında. Buna karşılık bu kulüplerin toplam borçları ise yaklaşık 6 milyar liraya ulaşıyor. Neredeyse gelirlerinin üç katına yakın bir banka borcu var. Ama esas önemli olan şey bu kulüplerin geçmişten gelen ciddi zararları var. Yani bu zararların finansmanı da kulüplerin bütün kârlılığını alıp götürüyor. Nitekim kulüplerin geçmiş yıllardan gelen birikimli zararlarının toplamı da 3 milyar 937 milyon lira. Yani yaklaşık 4 milyar lira. Demek ki kulüplerinin gelirlerinin iki katı kadar da geçmiş yıllardan gelen zararları var. Bu birikimli zararlar doğal olarak öz kaynaklarını eritiyor. Öz kaynaklarını erittiği için de bu dört kulübün öz kaynak açığı da yaklaşık yine 3 milyar lira. Yani toplam gelirlerinden yüzde 50 daha fazla öz kaynak açığı var.

sozcu.com.tr ekonomi servisinden Barış Özkan, Futbol Ekonomisti Tuğrul Akşar, ile Türk futbolunun ekonomik durumunu ele aldı. (Fotoğraf:Kubilay Altuğ)

Futbol Ekonomisti Tuğrul Akşar, ile Türk futbolunun mali durumunu konuştuk. (Fotoğraf:Kubilay Altuğ)

“SÜPER LİGİN TOPLAM BORCU 14 MİLYAR LİRA”

Yani toplam borçları, futbolculara, bankalara, üçüncü kişilere olan yükümlülüklerini, ileride ödeyeceği orta uzun ve kısa vadedeki yükümlülüklerini topladığınız zaman da karşımıza 10 milyar lira gibi bir toplam borç çıkıyor. Bu da neredeyse gelirlerinin 5 katına yaklaşıyor. Dolayısı ile baktığımız zaman gelirler çok küçük.

Ama buna karşılık giderler ve finansal yapıdaki olumsuzluklar, başta zararlar, öz kaynak açıkları ciddi ölçüde arayı açmış durumda. O nedenle olay sadece gelir ve gider dengesizliği değil. Finansal yetersizlik ve finansal dengesizlik maalesef bu kulüplerde bir yaşam biçimi haline geldiği için bu durum sürdürülemez. Kendi iç dinamikleriyle içinde bulundukları bu durumdan çıkma şansları yok. Bu dört büyük kulüp için böyle.

18 kulüp için konuştuğumuz zaman ise Süper Lig’in toplam borcu 14 milyar liraya çıkmış vaziyette. 14 milyar liraya yaklaşan borca karşılık en son ekolig raporunda da yayınlandı, kulüplerin toplam gelirleri 3.2 milyar lira, ben 3.5 milyar lira diyorum. Nereden baksanız gelirlerin yaklaşık dört katına yakın bir borçlanma var. Aynı zamanda Süper Lig’in toplam zararı ise yaklaşık 3.2 milyar lira. Yani kulüplerin bir senelik gelirini, bu zararları alıp götürüyor.

“İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ MALİ YAPI SÜRDÜRÜLEMEZ”

Şimdi böyle bir ligde, böyle bir lig yapılanmasında Avrupalı devlerle rekabet edebilmek çok mümkün değil. O nedenle Türk futbolu Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nde sportif anlamda rekabette geride kalıyor, başarısız oluyor. Benim öngörüm bu olumsuzluklar devam ettiği sürece, önümüzdeki beş, altı yıllık süre içerisinde Türk futbol takımları daha da dip yapacak. O nedenle UEFA sıralamasında da, milli takımlar bazında, FIFA sıralamasında da daha geriye geleceğiz.

17araliksozkarti

Yani dolayısı ile içinde bulunduğumuz mali yapı sürdürülemez, düzenli bir ekonomik gelirimiz yok. Baktığımız zaman Süper Lig’in geçen sene itibariyle ortalama seyirci sayısı 14 bin olmuş. Dört büyüklerin ortalamasını çıkardığınız zaman seyirci sayısı ortalama 4 bine düşüyor. Yani ortalamayı artıran 4 büyük kulüp. Toplam gelirlere baktığınızda, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ı çıkardığınız zaman kulüplerin toplam gelirinin yüzde 85’i sadece Spor Toto’nun vermiş olduğu sponsorluk ve naklen yayın gelirlerinden oluşuyor.

Yani kendi dinamikleri ile gelir yaratmakta zorlanan, kendi dinamikleri ile içerisinde bulunduğu finansal zorlukları aşma yeteneğini yitirmiş, dışarıdan desteğe ihtiyacı olan, o nedenle borçlanmasını kendi imkanları ile sürdüremeyen bir lig ile karşı karşıyayız. Bu da dönüyor sportif performans olarak sizi olumsuz etkiliyor.

“KENDİ OLANAKLARIYLA BU DURUMDAN ÇIKMA ŞANSLARI YOK”

Peki bu durumdan çıkmanın yolu nedir? Ne yapılırsa bu olumsuzluklar giderilebilir?

Buradan çıkış yolu yok. Ben hep şunu söylüyorum; sadece günü kurtarmaya yönelik çözüm önerileri ile hareket ediyoruz. UEFA’nın sıkıştırması var. Diyor ki x kulüp için, ‘önümüzdeki sene 10 milyon euronun üzerinde zarar edersen ben seni organizasyonuma almam’. O kulübün zaten bir milyar liranın üzerinde birikmiş zararı var. Dolayısı ile sadece o günü kurtarırsınız. Gelecek yıllarda ne yapacaksınız? Bu yılı 10 milyon euro zararın altında bağladınız diyelim. Gelecek yıl ve ondan sonraki yıllarda ne yapacaksınız? Maalesef kendi içerisinde bulundukları olanaklarla bu durumdan çıkma şansları yok.

“VARLIK HAVUZU OLUŞTURULABİLİR”

Peki ne yapılabilir? Öncelikle şunu yapmamız lazım. Futbol kulüplerinin borçlarının mutlaka orta ve uzun vadeye yayılması, finans maliyetlerinin düşürülmesi lazım. Bunun için mutlaka, belki futbol federasyonunun önderliğinde bir varlık havuzu oluşturulabilir. Bu varlık havuzunda toplanan paralar ve bunun içerisine yine naklen yayın gelirleri de eklenerek buradan bir takım teminatlar gösterilmek suretiyle bankalardan veya yurt dışından veya buna bağlı finansal bir ürün yaratılabilir. Yaratılan bu finansal ürün aracılığıyla daha uzun vadeli, daha düşük maliyetli kredilerle en azından bir soluklanma fırsatı verilebilir. Bu finansal yönden yapılacak olanlar.

“STATLARDA MAÇ GÜNÜ GELİRLERİ DÜŞÜK”

İkincisi maalesef statlarda doluluk oranımız çok düşük. Statlarda maç günü gelirlerimiz düşük. Mesela dört kulübün ortalama maç günü geliri 347 milyon TL. Çok düşük. Yani toplam gelirlerinin içerisindeki payına baktığımızda yüzde 20’lerin altına düşüyor. Bu seyircinin çok fazla maçlara gitmediğini gösteriyor. Yine sponsorluk ve ticari gelir yaratma konusunda sıkıntılarımız var. Ticari gelirler dört kulüpte 830 milyon lira. İçinde bulunduğumuz ekonomik olumsuzluklar ve konjonktürel sıkıntılar nedeniyle zaten yeni sponsor bulamazsınız. Çünkü bu dönemde sponsorlar önce kendilerine finansal disiplin uygularlar.

O yüzden sponsorluk gelirleri de çok düşük. Şampiyonlar Ligi vs. gelirleri zaten oraya giderseniz var. Naklen yayın gelirlerine bakarsak da 4 kulüp 570 milyon lira naklen yayın geliri elde etmiş. Yani topladığınız zaman, bu dört büyük kulübün toplam geliri 1 milyar 960 milyon lira. 3 buçuk milyar liralık gelirin yüzde 56’sını zaten dört kulüp oluşturuyor. Yani fonların büyük bir kısmı bu kulüplere gidiyor.

“BİR ÜST KURUL OLMASI LAZIM”

Yönetimsel yönden bakıldığında mutlaka kurumsal yönetim ve yönetişimin bu kulüplerde egemen örgüt modeli haline getirilmesi lazım. Yani bu kulüpler eğer yönetilebilir, denetlenebilir, şeffaf olabilirse, paydaşlarına karşı sorumlu olabilirse ve hesap verilebilir olursa, transparan bir yapısı varsa bunlar zaten daha doğru ve düzgün yönetilir. Baktığımız zaman bunlar finansal yönden, ekonomik yönden ve yönetimsel yönden yapılabilecek olanlar.

Ama esas önemli olan aslında futbol kulüplerinin mali ve ekonomik yönden gelişimini takip edebilecek, yönlendirebilecek bir üst kurul olması lazım. Belki buna biz futbol üst kurulu diyebiliriz. Yani bankacılıktaki BDDK gibi Futbol Üst Denetleme Kurulu da olabilir. Ki bu sayede kulüplerin finansal yapıları da sıkı denetlenir. Finansal kontratlara, ekonomik kontratlara bakılır. Borçlanmalarına bir takım tavanlar getirilebilir. Burada tabi yetenekli, yeterli, liyakatlı kişilerin olması lazım.

Bütün bunların yapılabilmesinin ötesinde aynı zamanda organizasyon olarak da bu kadar büyük gelir elde eden kulüplerin artık dernek değil şirket statüsünde olması sağlanmalıdır.

SÜPER LİG'İN BORCU 14 milyar “SÜPER LİG AŞ KURULMALI”

Yine Süper Lig AŞ’nin kurulması çok önemlidir. Yıllık sadece 500 milyon dolar yayın gelirlerinden bahsediyoruz. Bu kadar büyük gelirlerin olduğu yerler dernek statüsüyle yönetildiğinde ‘kol kırılır yen içinde kalır’ mantığı ile hareket ediliyor. Bu mantıkla hareket edildiğinde de başarısız olunduğu halde resmen yine haklanıyor, ibra ediliyor yönetimleri. Yönetimler ibra edildiğinde de bu olumsuzluklar ertesi yıllara devam ederek gidiyor.

“PARASAL GELİŞİM YÖNETİMSEL GELİŞİMİN ÖNÜNE GEÇTİ”

Esas problem şudur: Türk futbolunda parasal gelişim yönetimsel gelişimin çok üzerine çıktı. Ne demek istiyorum? Yani bugün Türk futbolu o kadar hızlı parasallaştı ki, bu hızlı parasallaşmayı sevk ve idare edecek, yönetebilecek yetkinlikte, yeterli nitelikte yöneticilerimiz olmadığı için biz yönetimsel gelişimde, bu parasal gelişimin hızını yakalayamadık.

Kulüplerin başında konvansiyonel hareket eden, eski klasik yöntemlerle kulüpleri yöneten, dünya futbolunu çok takip edemeyen, o nedenle de futbolun artık bir endüstri olduğu gerçeğini kavrayamayan yöneticiler var. O yüzden de futbol kulüplerinin kendi içinde de bu tür yapılanma ve değişikliklere ihtiyaç var.

Türk futbolunda bizim temel çelişkimiz parasal genişleme var ama sportif performans yok. Yani 2000 yılında yaklaşık 150 milyon euro geliri olan Türk futbolunun, bugün 700-800 milyon euro geliri var. Ama buna karşılık sportif performans olarak UEFA ve FIFA sıralamasında 2000 yılının gerisindeyiz. Demek ki sportif performans aşağı düşerken, parasal performans yukarı gitmiş. Türk futbolunun temel çelişkisi parasal gelir artarken sportif performans niye düşüyor? Bu parasal genişlemeyi ve büyümeyi yönetecek yetkinlikte bir sportif yönetim becerisine ulaşamadık.

“TEK FİRMA İLE BU BÜYÜKLÜKTE İHALELER OLMAZ”

İddaa ihalesi iptal edildi. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İddaa’dan kulüplere ödenen paylar sizce yeterli mi?

İddaa ihalesi iptal edildi. Bence de olması gereken buydu. Çünkü birden fazla firmanın bu tür ihalelere katılması gerekiyor. Spor Toto doğru yaptı. Zaten onlar iptal etmese Rakâbet Kurumu’ndan dönecekti. Tek firma ile bu büyüklükte ihaleler olmaz. Burada ki temel sorun şudur:

İddaa Türk futboluna çok önemli parasal destek sağlıyor bunu kabul etmek lazım. 2004 yılından itibaren var. 14 yıllık süreç içerisinde yaklaşık 58 milyar liralık ciro elde etmiş. Spor Genel Müdürlüğü’ne gidiyor para. İddaa sadece bu işi organize eden, organizatör İnteltek firmasının marka ismi. Bu firma bu işin organizasyonunu yapıyor. Parasal gelir vs. Spor Toto’ya gidiyor.

14 yılda 58 milyar liraya ulaşan bir ciro var ama bunun sadece yüzde 5.76’sı, yani 3.3 milyar lirası kulüplere gitmiş. Ben de diyorum ki bu işin ana aktörü futbol kulüpleri. Ve kendileri de açıklıyorlar. İddaa gelirlerinin yüzde 80’i futboldan geliyor. İddaa gelirlerinin yüzde 80’i futboldan geliyorsa ve bu kadar büyük ciro yapıyorsanız futbol kulüplerine aktarılan para az diyorum. Bunun daha fazla artırılması gerekir ki futbol kulüplerimiz zaten finansal olarak sıkıntı içerisinde. En azından belirli ölçülerde rahatlasınlar.

dailyMotionVideos.push({id:”player-x6zg3b4″, config: {video: “x6zg3b4”, params: {“autoplay”:”0″,”queue-autoplay-next”:0}}});

 

“FUTBOLCU SATIMINA DAYALI BİR GELİR, SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR GELİR DEĞİL”

Beşiktaş’ın iki sezon önce gerçekleştirdiği Çin seferi hakkında ne düşünüyorsunuz? Dünyanın büyük kulüplerinin de yaptığı bu tür girişimler ekonomik açıdan çıkış yolu olabilir mi?

Yapılması gereken ideal olan bu. Fakat oralara gidebilmeniz için popülaritenizin olması lazım. Bunu Manchester United, Real Madrid, Barcelona yapıyor. Bu kulüplerin sportif performanstan elde ettikleri çok ciddi bir popülariteleri var. Dünyanın her tarafında forma satıyorlar. Sizin bu işi yapabilmeniz için önce sportif performans popülaritenizin yüksek olması lazım. Yoksa oraya gitseniz kaç kişiye ne satacaksınız, ne gelir elde edeceksiniz? Yani çok zor. Keşke yapabilsek. Bunu beş büyük lig yapıyor. Bizim gibi, yani çevre ülkelerden bu işlerde başarılı olan kulüp yok. İki sene önce oraya bazı futbolcular satıldı, bir takım gelirler elde edildi. Ama bu sürdürülebilir bir şey değil. Yani futbolcu satımına dayalı bir gelir, sürdürülebilir bir gelir değil. Elinizde iyi futbolcu varsa satarsınız, o sene için gelir elde edersiniz. Sonraki izleyen yıllarda bu çok zor.

Yabancı yatırımcı kulüplere gelemez mi?

Bugün Türk futbolunun 14 milyar liralık borcu, yıllık 3 milyar liralık bir gelirle ödeyebilmesi çok mümkün değil. Yani futbol kulüpleri hiç para harcamasalar dört yılda bu borçlarını ödeyebilirler. Bu da mümkün olmayacağına göre demek ki kendi kaynaklarımız yetersiz. Dışarıdan kaynak bulmamız lazım. Ama dışarıdan kaynak bulduğun zaman bu adam senin nereni satın alacak? Kulüplerin hepsi dernek statüsünde. Borsada işlem gören kulüplerde altın hisse, yani sportif AŞ’lerde esas pay kulüplerde olduğu için, kulüpleri satın alamayacağınıza göre, borsada sadece mali yatırımcı olarak kalırsınız. O zaman da kulüp satın almaya gerek yok. Borsa İstanbul’a gider hisse satın alır.

İDDAA'NIN 14 YILLIK HASILATI 58 milyar

Yani bize Premier Lig’de olduğu gibi yabancı yatırımcının gelebilmesi için ilk önce kulüplerin anonim şirket olması lazım ki dernek statüsünden kurtarılıp payları ve hissesi alınıp satılabilir olsun. Bu yapılamadığı için çok zor. Süper Lig’de, AŞ olan 8 tane kulüp var. Onlar satılabilir. Örneğin Başakşehir. Bunları satabilirsiniz. Sonuçta bir sahiplik var. Ama üç büyük kulübe baktığınız zaman burada tabana yaygın bir mülkiyet var. Esas sahip de taraftar, yani camia. Burada bir şey yapma şansınız yok. Zaten esas sorun da üç büyük kulübün finansal olumsuzlukları. Oralarda sorunu çözmezseniz geri kalan 15 kulübün tamamını satsanız da çok fazla bir parasal gelir elde edemezsiniz.

Menajerler ve futbol kulüpleri ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

En son Football Leaks’de ortaya çıktı ki menajerler kulüpleri soyuyor. Bu aslında yasal bir şey. Adam sözleşme imzalıyor, neyse komisyonunu alıyor. Burada hiç kimse sizi bu sözleşmeyi imzalamaya zorlamıyor. Ama şöyle bir durum var. Türk futbol kulüplerinin transfer etme yetkinlikleri gelişmediği için mecburen menajerler aracılığı ile veya yaşını doldurmuş, artık jübilesini yapmak üzere olan, burayı Katar öncesi son durak olarak gören oyuncuları getiriyorlar. O oyuncuları getirmek için bile yine araya menajerleri sokmak zorunda kalıyorsunuz. Gelmiyorlar yani. Çünkü çevre liglerde oynayan bir ligiz. Bunları da araya soktuğunuz zaman çok ciddi sözleşmeler oluyor.

En son Football Leaks de ortaya çıkan, ismini vermeyelim, bir kulübe transfer olan bir oyuncunun bedelinden çok daha fazlasının bir menajere para olarak ödendiğini görüyorsunuz. Kulüp de çıkıp herhangi bir açıklama yapmıyor. Dolayısı ile oralarda çok problem var. FIFA, özellikle bu transferlerdeki kayıt dışılığın önüne geçmek için transfer eşleştirme sistemi kurdu. Bunu kulüpler hala yapmıyorlar, bundan kaçınıyorlar. O nedenle menajerler istedikleri sözleşmeleri kulüplerin önüne dayatabiliyorlar. Zorda kalan kulüpler de mecburen bu menajerlerin oyuncağı olmak durumunda kalıyor. Tabi çok büyük menajerler var. Kazandıkları çok büyük paralar var. Ve bunlar vergisiz paralar. Süper Lig’de stopaj vergisi yüzde 15. O bile çalışmıyor. Yaratılan gelirlerle de, finansal giderleri ve olumsuzlukları nedeniyle kâr edemedikleri için vergi yükümlülüklerini yerine getiremiyorlar.

17araliksozkarti2“BİZİM KULÜPLERİMİZ HER SENE ŞAMPİYON OLMAK ZORUNDA”

Almanya’da bir Borussia Dortmund örneği var. Parasızlıktan statlarını bile satmışlardı. Ancak devam eden yıllarda inanılmaz bir başarı yakaladılar. Bunu bizim kulüplerimiz yapamaz mı?

Bizim kulüplerimiz her sene şampiyon olmak zorunda. Altyapı demek futbol kulüplerinin orta ve uzun vadeli planlar yapması demek. Orta ve uzun vadeli planlar yapacaksınız, altyapıya kaynak aktaracaksınız, altyapıdan oyuncu yetiştireceksiniz… Bu bir süreçtir. Bizim kulüplerimiz pedal basmak zorundalar. Çünkü onlar durdukları anda düşerler. Borçlarını, zararlarını söyledim. Bu kulüpler sürekli şampiyon olmak zorunda. Şampiyon olmak zorunda olduklarını hissettikleri için de altyapıdan oyuncu çıkarmaya zamanları ve tahammülleri yok. Hep olmuş oyuncuyla, yaşlı oyuncuyla bir şekilde yollarına devam etmek zorundalar. Bu sürdürülebilir bir durum değil.

Dortmund çok uzun vadeli planlar yaptı. Jurgen Kloop 10 sene Dortmund’u çalıştırdı. Büyük takımlarımızdaki hocaların son çalışma sürelerine bak. 7-8 ayı bulmuyor. Nerede stratejik planlama? Nerede sürdürülebilir büyüme? Nerede kalıcı bir sportif performans? Dortmund 10 yıl Kloop ile devam etti. En iyi oyuncularını sattılar. Ama bugünkü Dortmund yine Bundesliga’nın en iyi ekiplerinden birisi ve çok ciddi para kazanıyorlar. Statlarını satmak zorunda kalan bir kulüp… Dortmund çok önemli bir örnek diye Futbol Yönetimi kitabımızda da biz bunları yazdık.

“BEŞ BÜYÜK LİGDE ÖNEMLİ TAKIMLAR KORUNUYOR”

Bir de şunu unutmayalım. Finansal Fair Play adı altında, merkezi, büyük ligleri koruyan, kollayan bir uygulama var. Bu tamamen çevre liglerin, bizim gibi liglerin aleyhine çalışan bir uygulama. Başlangıçta Platini, futbolun uzun vadede rekabet gücünü artırabilmek, küçükleri koruyabilmek, daha dengeli rekabet yapabilmek gibi şövalye söylemlerle ortaya çıktı. Ancak görüldü ki bu iş böyle değil. Hala beş büyük ligde önemli takımlar korunup kollanıyor. Maalesef bizim gibi çevre liglerdeki kulüplerin önleri kesiliyor. O yüzden tam bu söylemin aksine, Şampiyonlar Ligi’nde 2018-2019 sezonundan itibaren gelir dağılımında önemli bir değişiklik yaşandı. Bizim gibi çevre ligler ve bu liglerin kulüplerine orta vadede olumsuz etki yapacak değişiklikler…

Avrupa futbol pastası 26 milyar euroya ulaşıyor. 5 büyük lig bunun yüzde 58’ini kendi aralarında paylaşıyor. Geri kalan yüzde 42’lik pastayı da 48 ülke paylaşıyor. Dolayısı ile lig başına yüzde 1 civarında bir pay düşüyor. O nedenle haksız rekabet var. Dengesiz rekabet var. Bu dengesiz rekabet Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de var. Ülkemizde de bütün kaynaklar üç büyük takıma tahsis edilmiş durumda. Ancak bunun karşılığında maalesef bir sportif performans yok.

“TÜRK FUTBOLUNUN ALTYAPI DEĞİL ÜST YAPI PROBLEMİ VAR”

Ekonomik durum futbolun kalitesini düşürüyor yorumlarına katılıyor musunuz?

Futbolu satmanız için futbol kalitenizin ve reytinginiz yüksek olması lazım. Reyting de futbolun kalitesine bağlıdır. Reytinginiz yoksa hiç kimseye satamazsınız. Kendi içimizde kendi kendimize satarız. Bizim aslında futbolda altyapı problemimiz yok, üst yapı problemimiz var. Ne demek istiyorum? Türk futbolunun parası var. Bir şekilde para yaratılıyor. Ama biz bu parayı yönetemiyoruz. Yönetim bir üst yapı işidir. Bu parayı yönetebilecek, yönlendirebilecek, Türk futbolunu Avrupa’da ve dünyada finansal anlamda, ekonomik ve sportif anlamda hak ettiği yere getirecek yetkinlikte yöneticilerimiz yok. O yüzden Türk futbolunun altyapı değil üst yapı problemi var. Bizim spor tesislerimiz falan var. Ama kafa, altyapıya izin vermiyor. Sıkıntımız o bizim.

“ENFLASYONUN YÜZDE 25, ASGARİ ÜCRETİN 1600 TL OLDUĞU BİR YERDE…”

Taraftarların kulüplere maddi destek anlamında üzerine düşeni yaptıklarını düşünüyor musunuz?

Avrupa ile baktığımızda satın alma gücü ile kıyaslamak lazım. Bugün enflasyonun yüzde 25 olduğu, asgari ücretin 1600 lira olduğu bir yerde, özellikle de taraftar kitleye baktığın zaman, satın alma gücünün düşük olduğu bir yerde, maç günü gelirlerini veya koltuk başına gelirleri maksimize etmek çok kolay değil. Çok zor.

“REKABETTE ÇOK GERİDE KALDIĞIMIZI GÖRECEKSİNİZ”

Kulüplerin ekonomik durumları göz önüne alındığında Türk futbolunun yakın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu olumsuzluklar devam ettiği sürece Türk futbolunun sportif performans gücü daralır. Bu şu demek: Eğer borcunuz varsa, yükümlülüklerinizi yerine getirmekte zorlanıyorsanız transfer yapamazsınız. Transfer yapamadığınız için takımı büyütemezsiniz. Takımı büyütemediğiniz zaman Avrupalı devlerle rekabet etme şansınız yok. Sportif performans da sizi vurur. Küçülmeye gitmek zorundasınız. Beşiktaş da, Galatasaray da, Fenerbahçe de bugün ne ile boğuşuyorlar? Finansal olumsuzluklarla boğuşuyorlar. Ne diyor UEFA? ‘Sen başa baş noktasını yakalayamadın, zararda verdiğin sözü tutamadın, futbolcu satacaksın’ diyor. Şimdi ‘futbolcu satacaksın’ demek ‘transfer yapmayacaksın’ demektir. Yapacaksan da o dar bütçe içerisinde hareket edeceksin. Zaten senin sportif performansla rekabetçi gücün iyice daralmış. Bir de böyle bir sınırlama gelince mali olumsuzluklar dönüyor senin sportif performansını olumsuz etkiliyor. Sportif performans olumsuz etkilenince de az para kazanıyorsun. Az para kazanınca da takıma daha az para harcıyorsun. Bu bir kısır döngü.

Halbuki bunun tersinin olması lazım. Sportif performans iyi olacak, sportif performansı paraya çevireceksin, daha fazla para kazanacaksın, kazandığını takıma yatıracaksın, takımın rekabet gücü artacak. Bizde bu tersine çalışıyor. O yüzden ben buna Türk futbolunun kısır döngüsü diyorum. Türk takımları Süper Lig’de, belki kendi içlerinde rekabet gücünü ve statülerini korurlar. Ama Avrupa’ya çıktığımız zaman rekabette çok geride kaldığımızı göreceksiniz.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Özal’ın sağ kolu veda etti

Törene, Aras’ın yakınları ile, TBMM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Polat, Türk Parlamenter Birliği Başkanı Nevzat Pakdil, ANAP’lı Sağlık eski Bakanı Halil Şııvgın ve ANAP eski Grup Başkanvekili Beyhan Aslan da katıldı. Aras’ın cenazesi, Kocatepe Camiinde kılınan namazın ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Meclis’in renkli simalarından biri olan Aras’ın başı CHP’li iki Milletvekili ile birlikte içki içince derde girmiş ve bu olay Türk siyasi hayatının ilginç anekdotlardan biri olmuştu. Aras, 1987 yılında çok tartışmalı geçen ve sık sık kavga çıkan Polis Vazife yasa tasarısı ele alınırken, birleşime yemek arası vermişti. O günlerde siyasilerin uğrak yeri olan RV restorana giden Aras, CHP Milletvekilleri Cüneyt Canver ve Ali İhsan Elgin ile karşılaşmış ve aynı masaya oturmuştu. Canver’in rakı ikram ettiği Aras, TBMM’de birleşim yönettiğini belirterek teklifi geri çevirmiş ancak ısrar üzerine içmişti.

Daha sonra Meclis’e dönen Aras birleşimi yönetirken yine kavga çıkınca duruma müdahale etmiş ve bir CHP Milletvekiline küfür ettiği gerekçesiyle ceza vermişti. Bunun üzerine Ali İhsan Elgin ”Başkan alkollü, biraz önce gördüm, RV restoranda rakı içiyordu, alkol testi yapılsın” diyerek Aras’ı şikayet etmişti. Aras da ”CHP’liler beni oyuna getirdi zorla içki içirdiler ama yarım kadehte bıraktım” demiş ve Turgut Özal da Canver ile Elgin’e ”Benim vekilimi oyuna getirdiniz, alacağınız olsun” demişti.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Son dakika… Bahçeli’den Şener’in Meclis’teki sözlerine tepki

AYRINTILAR GELİYOR…

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yüzyılın fıkrası, şakaysa komik, değilse daha komik

Yayın hayatına başladığı günden bu yana FETÖ’nün iç yüzünü ortaya koyan SÖZCÜ Gazetesi ve çalışanlarına yönelik yeni algı operasyonu ile karalama kampanyasına çığ gibi tepki yükseldi. Aralarında SÖZCÜ Gazetesi yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru’nun da bulunduğu 5 isme “FETÖ’ye yardım” iddiasıyla açılan dava, sosyal medyanın da gündemine oturdu. “Emin Çölaşan” ismi Twitter’da beş binin üzerinde yorum aldı ve Türkiye’nin en çok konuşulan konusu oldu.Ekşisözlük’te ise yazarlar, “Yüzyılın en kısa fıkrası: Şakaysa komik, gerçekse daha komik. Adam FETÖ’ye zamanında ‘FETÖ’ diyebilen birisi. En son Fetullah Gülen’i FETÖ davasından aklayacaklar. Onun yerine FETÖ ile mücadele edenleri alacaklar” diye yazdı. SÖZCÜ’ye atılan iftirayla ilgili sosyal medyada yapılan yorumlardan bazıları şöyle:

BEKLİYORDUM: Bu günün geleceğini bekliyordum. Sıra yavaş yavaş diğer muhaliflere de gelecek. Susturulamayanlar da bu şekilde susturulacak zaten. İleri demokrasi bunu gerektirir.

LANET OLSUN: Emin Çölaşan,siz Amerika’ya çiçekler gönderip yoluna hasretiz türküleri çığırırken avaz avaz cemaatin örgütlenmesini yazıyordu.

SULANDIRMA: Bir soruşturma nasıl sulandırılır en güzel örneği olan olay. Bu adam FETÖ daha FETÖ değilken ipliklerini pazara çıkaran adamdır. Tamam anladık muhalif, anladık susturmak istiyorsunuz ama ne olur birazcık mantıklı bir suç bulun.

UÇAN KUŞ: Yakında uçan kuşu da FETÖ’cü diye içeri alacaklar herhalde. Bu adamlar FETÖ’ye karşı durmuş adamlar. En son Fetullah Gülen’i FETÖ davasından aklayacaklar. Onun yerine FETÖ ile mücadele edenleri alacaklar.

GÖBEK ATIYORLAR: Emin Çölaşan ve Necati Doğru’yu FETÖ’ye yardımdan yargılamak FETÖ’ye göbek attırmak ve muhalif avlamaktır.

ÖRGÜT SEVİNİR: Böyle bir iddia kimseye inandırıcı gelmez ancak FETÖ soruşturmalarını sulandırır, örgüt üyelerini sevindirir. FETÖ mücadelesi, Çölaşan ve Doğru aleyhine iddianamehazırlayacak ciddiyetsizlik boyutuna ulaşmışsa olay minvalinden çıkmış,

“Herhalde Zaytung haberi” dedim baktım ciddiymiş

basliksiz-1

Habertürk yazarı Fatih Altaylı da dünkü köşesinde SÖZCÜ davasını kaleme aldı. “FETÖ ile mücadele edilmiyor, FETÖ ilemücadele sulandırılıyor diyenleri haklı çıkaracak bundan daha iyi bir örnek olamaz” ifadesini kullanan Altaylı, şunları yazdı:

DAHA İYİ ÖRNEK OLMAZ!

“Emin Çölaşan ile Necati Doğru’ya FETÖ’cülükten dava açılmış. Ciddi bir hapis istemiyle. Olayı önce sosyal medyada gördüm. “Herhalde Zaytung haberidir” dedim. Sonra baktım ki, ciddiymiş. FETÖ ilemücadele edilmiyor, FETÖ ile mücadele sulandırılıyor diyenleri haklı çıkaracak bundan daha iyi bir örnek olamaz. Bu sulandırma değil, sulandırma ötesi bir durum olabilir. Meşhur FETÖMETRE’ye bir sorsunlar bakalım. Böyle bir saçmalık hiç görülmüşmü! Bu konuda FETÖ uzmanı Nedim Şener ve Ahmet Zeki Üçok’un yorumlarını çok merak ediyorum doğrusu.”

basliksiz-2
Gördüklerimiz tam bir kara mizah

Gündeme  dair konuları kendine has üslubuyla Youtube kanalında değerlendiren gazeteci Memduh Bayraktaroğlu SÖZCÜ’ye yönelik algı operasyonuna tepki gösterdi. “Emin Çölaşan FETÖ’cüymüş, öyle mi” diyen Bayraktaroğlu, davanın sanıkları arasında yer alan eski arkadaşı SÖZCÜ Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’ı şu sözlerle anlattı:

“FETÖ’CÜ OLMAZ YAHU

Metin’in suçu yok mu, var… Sen gel, hiç kimsenin tanımadığı gazeteyi Türkiye’nin 1 numarası yap. Kendin de hiç görünme piyasada. Bu çok büyük suç ve kusur. Metin Yılmaz 55 senelik arkadaşım. Okul arkadaşım, futbol arkadaşım. Akşam’da beraber çalıştık. Tercüman’da beraber çalıştık. Metin Yılmaz’dan FETÖ’cü olmaz yahu… FETÖ’ye övgü dizenler dışarıdalar.FETÖ ile ilgili kötü eleştiriden başka hiçbir şey yapmayan gazetecilerin 15 yıl cezalandırılmaları isteniyor. Kara mizah demeyeyim de ne diyeyim.”

FETÖ KUMPASLARININ MAĞDURLARI SÖZCÜ’YE SAHİP ÇIKTI: Hukukun kantarıyla oynamayın

SÖZCÜ Gazetesi yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru ile 3 yönetici hakkında “FETÖ’ye yardım” davası açıldı ve 15’er yıl hapisleri isteniyor. Mahkemede çürütülen 19Mayıs 2017 soruşturması iddianamesinden kopyala yapıştır yöntemiyle düzenlenen yeni iddianame büyük tepki çekti. Tepki gösterenler arasında FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz gibi kumpaslarına maruz kalmış isimlerin de olması dikkat çekti.

basliksiz-1

İşte sosyal medyadan tepkiler

Mustafa Önsel (Balyoz kumpası mağduru): En kallavi yerlerde hâlâ Fetullah Gülen çetesinin elemanlarının cirit attığı iddiaları havada uçuşurken;

YAZIKLAR OLSUN…

Bank Asya’ları, Zaman paçavrasını ve Samanyolu denilen yalan yolunu kuranlar, destek olanlar elini kolunu sallayarak pozisyonlarına pozisyon sağlarken… Bu kabul edilemez durum kimin işine yarar? Bunu bilmeden mi böyle davranıyorsunuz? Yazıklar olsun! Emin Çölaşan, Necati Doğru Fetullah çetesinin en güçlü olduğu dönemde bizim sesimiz oldu. Sesten öte nefesimiz oldu… Yanlarındayım

Durduğum yer bilinsin! Doğru ve Çölaşan”dan FETÖ yardakçısı çıkartamazsınız… Hukukun kantarıyla oynamayın! Pek çok örnek var. Ayarı bozulan kantar bir gün gelir sizi de tartar…

basliksiz-1

Emin Arslan (Ergenekon kumpası mağduru): FETÖ’nün yatay yapılanması içinde yer alan sözde medya mensupları ve kriptoları hâlâ faaliyette. Ama yazı ve kitaplarıyla yıllardır FETÖ’ye karşı toplumu uyaranlara FETÖ’cü davası! Lütfen uyanık olalım ve pusuda olan FETÖ’nün değirmenine su taşımayalım.

Ümit Kocasakal: Savcı delilsiz, keyfi biçimde iddianame düzenleyemez

basliksiz-1

SÖZCÜ davasını değerlendiren İstanbul Barosu eski Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal, iddianamenin düzenlenebilmesi için, ‘yeterli şüphe’ oluşması gerektiğine dikkat çekti. Kocasakal, “Savcı delilsiz, keyfi bir biçimde istediği gibi iddianame düzenleyerek kişiyi şüpheli hale getiremez. Hukuki, cezai ve idari sonuçları vardır” dedi. Kocasakal’ın değerlendirmeleri şöyle:

HUKUKİ METİN:
İddianame hukuki bir metindir.Nitekim CMK 170. maddeye göre savcı ancak, ‘soruşturma evresi sonunda toplanan deliller,suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheoluşturuyorsa’ iddianame düzenleyebilmekte, yeterli şüphe oluşturacakdelil elde edemediğinde ise takipsizlik vermekle yükümlü olmaktadır.Burada kastedilen ‘yeterli şüphe’, soyut iddia ve değerlendirme, dedikodu, iftira değildir.Adeta buluttan nem kaparak, bazı yazılardan zorlama ‘subliminal’ sonuçlarNçıkararak, isnat edilen suçun unsurları,delilleri göz ardı edilerek, bazı kişilerin arkasında dahi duramadıkları dedikodular delil gibi gösterilerek keyfi biçimde kişiler suçlanamaz. İddianame düzenlemek, çocuk oyuncağı değildir. İnsan aklıyla da alay edemez.

KİME HİZMET EDİYOR:

Hukuki ve mantıkı inandırıcılığı olmayan bir iddianame ile FETÖ davalarını sulandırmanın kime ve neye hizmet ettiğine, kime yaradığına da bakmak gerekir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu karalama kampanyasına sert çıktı:

SÖZCÜ’ye yapılan algı operasyonunu kınıyorum

CHP lideri Kılıçdaroğlu yazarlarımız Emin Çölaşan ve Necati Doğru’yu arayarak üzüntüsünü iletti. Kılıçdaroğlu “Amaç yıldırmak. Sindirmek. SÖZCÜ Gazetesi milyonların sözcüsü olmaya, doğruları söylemeye her zaman devam edecek” dedi

Gazetemiz SÖZCÜ’nün 2 yazarı ve 3 yöneticisi hakkında açılan davaya siyasetçiler de sert tepki gösterdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu “SÖZCÜ’ye yapılan algı operasyonunu kınıyorum” dedi.

İDDİALAR ÇOK SAÇMA

Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti: “Beni asıl üzen yargının içine düştüğü durumdur. SÖZCÜ demokrasiye ve Cumhuriyet’e sahip çıkan milyonların sözcüsü olmayı sürdürecektir. SÖZCÜ yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru’nun Cumhuriyet’e, demokrasiye ve Atatürkçü aydınlanma devrimine inançlarını yıllardır verdikleri mücadeleden biliyoruz. Bu iddianame SÖZCÜ ve yazarlarını korkutma, sindirme amaçlıdır. SÖZCÜ Gazetesi de yazarları da bu saçma iddialardan korkmaz, yılmaz. Onlar doğruların sesi olmaya devam edecek. Adaletin katledildiği bir ortamda demokrasiye sahip çıkmanın zorluklarını biliyor ve yaşıyoruz.” Kılıçdaroğlu yazarlarımız Çölaşan ve Doğru’yu telefonla arayarak üzüntüsünü de iletti.

Salıcı: “Ne istediniz de yazmadık” demediler

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, MYK toplantısından sonra konuyla ilgili açıklama yaptı. Salıcı, “SÖZCÜ Gazetesi’nin yayın politikası da çalışanları da Cumhuriyet’e demokrasiye inanan insanlar. Onlar hiçbir zaman FETÖ ile aynı menzilde yürümediler. Onlar hiçbir zaman ‘Ne istediniz de vermedik, ne istediniz de yazmadık’ demediler” dedi.

ZAYTUNG ADALETİ VAR

Salıcı bu hareketin gözdağı vermek olduğunu söyledi. Oğuz Kaan Salıcı, “Bu konu sadece SÖZCÜ ile sınırlı da değil. Farklı görüş ifade eden insanları susturmaya gözdağı vermeye yönelik bir hareket. Hayatın akışına aykırı, Zaytung habere benzeyen bir adalet mekanizması var” dedi.

CHP’li Umut Oran: SÖZCÜ Gazetesi’ne dava açılması tam bir akıl tutulmasıdır

CHP’li Umut Oran, kurulduğu günden bu yana laik, demokratik, sosyal hukuk düzenini, Atatürk’ü ve ilkelerini savunan SÖZCÜ Gazetesi’nin, tam tersi biçimde FETÖ’cü olduğu iddia edilerek dava açılmasını sert sözlerle eleştirdi. Oran, “FETÖ ceberrut terör örgütü ile ilgili Emin Çölaşan’a ve SÖZCÜ’ye FETÖ’ye yardımdan dolayı iddianame hazırlanması ve dava açılması tam bir akıl tutulmasıdır. SÖZCÜ Gazetesi kumpası Ergenekon kumpasının yeni adıdır. Dayanışma içinde olmak ve SÖZCÜ’yü yaşatmak zorundayız. İmece ruhunun neleri başarabileceğini binlerce defa göstermiş olan Cumhuriyetseverleri şimdi bir kez daha göreve çağırıyorum. Attıkları iftiralarla SÖZCÜ Gazetesi’ne ve yazarlarına zarar verebileceklerini sananları da ayrıca kınıyorum” dedi.

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden: OLACAK ŞEY DEĞİL

Yazarımız Yekta Güngör Özden SÖZCÜ’ye yönelik algı operasyonu için şu değerlendirmeyi yaptı: “Şaşırtıcı bir savla açılan bu davanın hukuk tarihine geçecek bir değerlendirmeye sahip olacağı kaçınılmazdır. İddianamenin içeriği suçlamanın aykırılığını, belirgin bir yanılmanın ve yakıştırmanın varlığını ortaya koymaktadır. Hiçbir AKP’li ve yandaşı, şakşakçısı, SÖZCÜ yazarları kadar FETÖ’yü ve FETÖ’cülerle yandaşlarını eleştirmiş değildir. RTE’nin ‘Ne istediler de vermedik’ ve ‘Bu hasret bitsin’ sözleri, birlikte çektirdikleri fotoğraflar, Pensilvanya’da Fetullah’la fotoğraf çektiren AKP’liler ne oldu? AKP kadrosundan bir FETÖ’cü temizlendi mi?Birine bu nedenle bir işlem yapıldı mı? Okumadım, duymadım. SÖZCÜ’nün ilk günden bu yana süren karşıtlığını suçla ilişkilendirmek, suç yaratmak gibi anlamsızdır. FETÖcülükle yakınlığımızın akıl dışı olduğu unutulmamalıdır.

Eski Adalet Bakanı ve Meclis Başkanı Cemil Çiçek: Yargı ideolojiyi deli gömleği gibi giyerse adalet kalmaz

Eski Adalet Bakanı ve Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in yargıya yönelik eleştirileri dikkat çekti. Karar Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren “Cuma günü yayımlanan ‘Yargı herkesin sorunu ama…’ başlıklı yazısı üzerine Cemil Çiçek’in aradığını söyledi. Taşgetiren, Cemil Çiçek’in değerlendirmelerini şöyle aktardı: “Yargı reformundan söz edilecekse bu da bir insan reformu çerçevesinde olmalıdır. Yargı kararlarının yüzde 95’i yorumdur. Dolayısıyla yorumu yapan kişinin niteliği büyük önem kazanır. Orada da ideolojik aidiyetlerin devreye girmesi söz konusu. Yargı makamında olan kişi- kişiler ideolojik aidiyeti bir deli gömleği gibi üzerine giydiğinde ortada adalet kalmaz.”

Akit yazarı Abdurrahman Dilipak: Rüşvet vermeyen iş adamı “FETÖ’cü” diye baskın yedi

Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak “Velevkane 180…” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Dilipak yazısında, bir işadamının başından geçenleri aktardı. Dilipak şunları kaydetti: “Geçen gün bir işadamının başından geçenleri anlattılar. İnşaat, tarım, petrol alanında birkaç ilimizdeyatırımları olan bir işadamı. Fabrikalarını kapatmış. Rüşvet isteyen belediye başkanının yeğenine istediği parayı vermeyince adama FETÖ’cü diye yapmadıklarını bırakmamışlar. Yurtdışına çıkarken pasaportuna el konmuş. Maliyeden baskınlar yemiş, cezalar kesmişler. Adamlar herkesi tehdit ve şantajla haraca bağlamışlar.” Yazısında Abdurrahman Dilipak, “FETÖ’cüler bu işi çok iyi biliyorlar” dedi.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş: Kime Basın Özgürlüğü Ödülü verdiysek cezaevine girdi çıktı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, İAÜ İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü ve Gazetecilik Kulübü´nün düzenlediği konferansta konuştu. Güneş, şunları kaydetti: “TGC’nin 5 ödülü var. Ödüllerimiz; Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri, Sedat Simavi Ödülleri, Yerel Gazetecilik Ödülleri, Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri. Basın Özgürlüğü Ödülleri vardı onu son 2 yıldır vermiyoruz. Zira ödül verdiğimiz herkes cezaevine girdi çıktı. Türkiye’deki koşullar nedeniyle çok vermeyi tercih etmiyoruz.”

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Bakan Albayrak olmayacak demişti! Yeniden vergi affı geldi

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Ağustos ayında yaptığı açıklamada mali disiplini sağlamak amacıyla bundan sonra kamu alacakları için yeni af getirmeyeceklerini belirtmiş ve “Benim bakanlığım dönemimde bir daha böyle bir vergi barışı olmayacak. Ben 1 yıl kalırım, 5 yıl kalırım bilmem benim dönemimde bir daha vergi barışı yok. Ve biz daha yalın ve daha tabana yayılmış vergi sistemi için çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

YENİ BİR AF MADDESİ EKLENDİ

AKP’li 8 milletvekilinin hazırladığı yeni torba yasa teklifi Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yeni bir af maddesi eklenerek kabul edildi. Eklenen af maddesine göre, mayıs ayında çıkarılan son aftan yararlanmak üzere başvurduğu halde taksitlerini zamanında ödemeyen mükelleflere, bu borçlarını önümüzdeki yılın ocak ayı sonuna kadar ödemeleri halinde aftan yararlanmaya devam etme hakkı verildi. Yeni aftan yararlananlar birikmiş borçlarıyla birlikte, aksattıkları taksitleri için yüzde 1.4 faiz ödeyerek yeni  haklardan da yararlanacaklar. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, temmuz ayında bundan sonra kamu alacakları için yeni af getirmeyeceklerini belirtmiş ve “Vergi borçları için yeni yapılandırma planı yok” demişti.

KRİZ KABUL EDİLMİŞ OLDU

CHP Milletvekili Bülent Kuşoğlu, AKP’nin yeni bir af daha çıkararak krizi resmen kabul ettiğini, bu maddenin krizin ispatı olduğunu söyledi. CHP’li Okan Gaytancıoğlu da, Hazine ve Maliye Bakan Berat Albayrak’ın af olmayacağı sözünü verdiği halde yeniden af geldiğini belirterek, “Hani bir daha vergi barışı olmayacaktı. Albayrak, ‘Benim dönemimde bir daha vergi barışı yok dedi.’ Demek ki ekonomi dönmüyor, insanlar borçlarını ödeyemiyor” dedi.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

İBB’nin 2019 bütçesi 23,8 milyar lira

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) kasım ayı oturumunda 2019 yılı bütçesi görüşüldü. Meclise bütçeyi sunan İBB Başkanı Mevlüt Uysal, bütçenin 23.8 milyar lira olduğunu belirterek, bütçede 3 milyar 200 milyon lira net borçlanma öngördüklerini ifade etti. Uysal, borçlanma yoluyla elde edilen kaynağın önemli bir bölümünü raylı sistem yatırımları için kullanacaklarını dile getirdi. Bütçenin geçen yıla göre yüzde 18,41 arttığını kaydeden Uysal “Belediyemize bağlı kuruluşlar, yani İETT ve İSKİ ile birlikte toplam bütçemiz 34 milyar 801 milyon liraya ulaşıyor. Ayrıca 28 iştirak şirketimizin toplam cirosu da 24 milyar lira civarındadır“ dedi. Bu bütçenin 11 milyar 300 milyon lirasının yatırıma ayrıldığını kaydeden Uysal, yatırımda da en büyük payı 6 milyar 117 milyon lira ile ulaşımın aldığını söyledi.

İLGİLİ HABERMersin Büyükşehir Belediye Başkanı, MHP'den istifa etti, ilk tepki geldiMersin Büyükşehir Belediye Başkanı, MHP'den istifa etti, ilk tepki geldi

1 MİLYAR 114 MİLYONLUK FAİZ

Uysal’ın ardından CHP grubu adına Meclis Üyesi Tonguç Çoban konuşma yaptı. Çoban, 3 milyar 200 milyon TL’lik borcu eleştirerek “2017 sonunda İBB’nin borç stoku 14,2 milyar TL idi. 2018’de alınan borçla birlikte şu an itibariyle toplam borç stokunun 17 milyar TL civarında olduğunu tahmin ediyoruz. 2019’daki ilave borçlanmayla, yıl içinde yapılacak geri ödemeleri düşsek bile borç stoku 20 milyar TL’yi aşacak” diye konuştu. 2019 gider bütçesi içinde faiz giderinin 1 milyar 114 milyon 507 bin TL olduğunu açıklayan Çoban “Bu bütçe, “faiz lobisi”ne teslimiyet bütçesidir” dedi.  Yol Bakım Daire Başkanlığı’nın bütçesinin yüzde 50 artışla 1 milyar 516 milyon TL’ye çıktığını vurgulayan  Çoban “Yani İBB, ‘halka şirin gözükmek için yollara asfalt dökmeye, kaldırım yapmaya, parke taşı döşemeye devam edeceğim’ demektedir. Tam seçim öncesi asfalt, yol ve kaldırım bütçesinin yüzde 50 artması da ayrıca manidardır” dedi. Çoban konuşmasında ayrıca CHP’li belediyelere kaşıkla AKP’li belediyelere kepçe ile yardım yapıldığını özellikle de Başakşehir Belediyesi’ne İBB’nin çok fazla yardım yaptığını belirterek “Tekrar Başakşehir’den aday olmayı mı düşünüyorsunuz”  diye sordu. CHP’li Meclis Üyesi Gökhan Yüksel de Uysal’ın Kurban Bayramı’nda kendi reklamını yapmak için 9 milyon lira harcayarak tüm vatandaşlara kartpostal göndermesini eleştirdi. Konuşmaların ardından bütçe için 142 kabul, 76 hayır oyu ile kabul edildi.

HER YERDE HİZMET EDERİZ

Oylamanın andından tekrar kürsüye gelen Mevlüt Uysal eleştirilere yanıt verdi. Uysal adaylığı ile ilgili “Biz her yerde hizmet edebiliriz. Başakşehir, İstanbul dışı, Anadolu vesaire.. Hizmet için varız. O konuda sıkıntımız yok” açıklaması yaptı.

İLGİLİ HABERCHP, Bursa'daki belediye başkan adaylarını tanıttıCHP, Bursa’daki belediye başkan adaylarını tanıttı

BİLSEYDİM RAKAMLARI YANIMDA GETİRİRDİM

9 milyon liralık davetiye ile ilgili de Uysal “Bu bilgi de tamamıyla yanlıştır. Eskiden bayramlarda önemli günlerde birbirimize mektup ve kartpostal gönderirdik. Biz de İstanbullulara, eski İstanbul’u anlatan nostaljik fotoğraflarla bayram tebriği gönderdik.  Burada onunla uğraşmaya hiç gerek yoktur. Gönderdiğimiz sayı ve rakamlar belli. Eğer gündeme getirileceğini bilseydim rakamlarını çıkartırdım” dedi.

BAKIRKÖY SAHİLİNE LALE EKTİK

Uysal, “CHP’li belediyelere kaşıkla, AK Partili Belediyelere kepçe” ile destek verildiği eleştirileriyle ilgili de  “İstanbul’u hiç dolaşmıyorsunuz her halde. Bakırköy sahilindeki laleleri, çiçekleri ve erguvanları hiç görmüyorsunuz. ‘Bir insana, 40 kez deli derseniz. Deli olur’ derler. Siz hep bunu söylerseniz, biz de hakikaten AKP’li belediyelere kepçe ile verirsek o zaman vay halinize” değerlendirmesi yaptı.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

SP lideri Karamollaoğlu’ndan başkanlık eleştirisi

 

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, olağan haftalık basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Partisinin Balgat’taki genel merkezinde kameraların karşısına geçen Karamollaoğlu, konuşmasına önceki gün Meclis Sağlık Komisyonu’nda, görüşülen 5’inci maddenin kabulünü sert bir dille eleştirdi. TBMM’de sağlık komisyonunda üzücü bir hadisenin yaşandığını hatırlatan Karamollaoğlu, “Kabul edilen madde ile KHK ile görevden uzaklaştırılan sağlık çalışanlarının özel kurumlarda dahi iş bulmasına izin verilmeyecek. Hukuksuzluğu bu  denli ağırlaştıran dünyada başka bir ülke yok. Hukuk devletin temelidir. Adaleti tesis etmek hükümetin bir numaralı görevidir. Bir kişinin aldığı karar hukukun üstünde olamaz. Kararnameler hukuk çerçevesinde yürürlüğe girebilir ancak. Ya o milletvekillerine ne demeli? Hiç itiraz etmeden kabul ediyorlar.   Bu kadar milletvekili aklını nereye koydu ya?  Bu mantık değişmeden Türkiye’de hiçbir iş yapılamaz” dedi. Karamollaoğlu, öte yandan Meksika’da düzenlenen 2018 Ampute Futbol Kupası’nda 2’inci olan Ampute Futbol Milli Takımı’nı da tebrik ederken, Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde kalp krizi geçirerek, hayatını kaybeden Koray Şener’e de Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diledi.

İLGİLİ HABERSP lideri Karamollaoğlu: Yalakalarla bu ülke ayağa kalkmazSP lideri Karamollaoğlu: Yalakalarla bu ülke ayağa kalkmaz

“GİDİŞATTAN ŞİKAYET EDİYORLARDI REKORU ONLAR KIRDI”

Türkiye’nin içinde bulunduğu krizin her geçen gün derinleştiğine dikkat çeken Karamollaoğlu, “Kriz sözcüğünü hala lügatlardan çıkaramadıkları için kullanabiliyoruz hala! Uzun zamandır yaklaşan tehlikeli durum hakkında açıklamalar yapıyoruz. Ekonominin adeta damarı olan büyük firmalarımız bir bir konkordato ilan ediyor. Aynı anda birden fazla şirket konkordato ilan ediyorsa demek ki bazı şeyler yolunda gitmiyor. Konkordatonun açıklaması iflas ertelemedir başka bir anlamı yok.  Son olarak ise açıklanan Ekim ayı enflasyon rakamları durumun vahametini bir kere daha ortaya koydu. Ekim ayı enflasyon rakamı yüzde 25.24 son 5 aya bakacak olursak; Haziran: yüzde 15.39, Temmuz: yüzde 15.85, Ağustos: yüzde 17.90, Eylül: yüzde 24.52, Ekim: yüzde 25.24. Görüldüğü üzere Enflasyon; 2003’ten bu yana ilk kez yüzde 25’i aştı. O zaman gidişattan şikayet ediyorlardı bugün ise o günkü rekorları kırıyor bu arkadaşlar. Bu rakamlar bile ekonominin dengesinin bozulduğu göstermeye yetiyor” dedi.

“BAŞKANLIK ÜLKEYE İSTİKRAR GETİRDİ!”

Başkanlık sistemine geçişin en sihirli kelimesinin ‘ülkeye istikrar gelecek’ olduğunu hatırlatan Karamollaoğlu şöyle devam etti: “Gerçekten de ülkeye istikrar geldi.  Başkanlık sistemine geçildiği günden beri: Enflasyon istikrarlı bir şekilde artıyor: Her ay bir başka rekor kırıyor. Vergiler, zamlar istikrarlı bir şekilde artıyor. İşsizlik istikrarlı bir şekilde artıyor. Faiz ödemeleri katlanarak istikrarlı bir şekilde artıyor. Çiftçi esnaf istikrarlı bir şekilde batıyor.  İşçi memur istikrarlı bir şekilde yoksulluk sınırının altına iniyor.  Bunların hepsi de istikrarlı bir şekilde oluyor. İstikrar sadece olumlu olmaz böyle olumsuz manada kullanabiliyor demek ki! Bu istikrar Türkiye’yi uçuruma götürür.”

“FABRİKA İLE CEZAEVİNİ KARIŞTIRAN ZİHNİYETLE BİR YERE VARAMAYIZ”

Ak Parti Yozgat Milletvekilinin trajikomik açıklamasını da hatırlatan Karamollaoğlu, “Sayın Vekil diyor ki; ‘Yakın zamanda açılışını yapacağımız Yozgat Cezaevinin inşaat alanında incelemelerde bulunduk. 4 bin kişinin yatacağı, 2.700 personelin istihdam edileceği bacasız fabrika gibi çalışacak cezaevinin hayırlı olmasını diliyorum.’ Allah akıl fikir versin. Cezaevini inşaatını bir yatırım olarak gören bir devlet adamı dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur.  Bacasız fabrika dedikleri; T Tipi kapalı ve açık cezaevi! Bir cezaevini nasıl övünç meselesi yapabilir?  Ama sayın milletvekili Yozgat’ta satılan şeker fabrikasını ya unutuyor ya da işine gelmiyor.  Aynı Yozgat’ta, binlerce insanı ilgilendiren şeker fabrikası, nisan ayındaki özelleştirmede satılmıştı. Yozgat şeker fabrikasını 275 milyon liraya sattılar. Şimdi 110 milyon liraya Yozgat Cezaevi’ni yaptırıyorlar.  Sadece Yozgat mı? Kırşehir şeker fabrikasını 330 milyon liraya satan Hükümet,  aynı Kırşehir’e KDV’si içinde 338 milyona cezaevi yaptırıyor.  Bu mantık Türkiye’yi yönetemez. Fabrika ile cezaevini karıştıran bir zihniyetle hiçbir yere gidemeyiz. Biz iktidardaki arkadaşları da anlıyoruz 16 yıl boyunca gerçek fabrika görmedikleri için, cezaevlerini fabrika zannediyorlar. Sadece 2017 yılında sözleşmesi imzalanan cezaevi inşaatı sayısı tam 44! Baya bir istihdam sağlayacak bunların anlayışına göre.  Türkiye bugün İcra Dairesini tören düzenleyerek, kurdele keserek açan bir hükümetle yönetiliyor.  Çok açık ve net bizim üretim anlayışımızla bu iktidarın üretim anlayışı, bizim yatırım anlayışımızla bu iktidarın yatırım anlayışı arasında dağlar kadar fark var. Hiçbir yerde örtüşmüyor. Biz fabrika, inavasyon, ar-ge, yapay zeka diyoruz onlar hapishane diyor! Türkiye’nin bu zihniyet ile düze çıkması ne yazık ki mümkün değildir” diye konuştu.

“ÖĞRENCİ Mİ BEDAVACILIK YAPIYOR, İHALE KOVALAYAN YANDAŞLAR MI?”

Öğrenci bursları ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Öğrencilerin burs konusunda ısrarcı olmamalarını kredi almalarını bedavacılığa alışmamalarını’ konuşmasını hatırlatan Karamollaoğlu, “Şimdi sormak istiyorum Türkiye’de gelecek ayın hesabını yapan öğrenci mi bedavacılığa alışıyor yoksa, devletten ihale kovalayan yandaşlar mı? Devletten iş kovalayan partililer mi? Bankomat memurluğu yapanlar mı? Hiç işine gitmediği kadrolardan maaş alanlar mı? Bugün Türkiye’de 279 bin gencimiz öğrenim kredilerini ödeyemediği için icralık durumda. Devlet bu gençlere bedavacılığa alışmayın deme hakkına sahip değil. Eğitim ve öğretim hakkını tesis etmekle sorumludur” diyerek tepki gösterdi.

“ÇARE SAADET PARTİSİ VE POLİTİKALARIDIR”

ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları da değerlendiren Karamollaoğlu, bu yaptırımın hukuksuz olduğunu söyleyerek, “ABD kendisini dünyanın jandarması olarak görmekten biran önce vazgeçmelidir.  Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinin tamamı bu kararın karşısında olduklarını en güçlü şekilde ortaya koymalıdır.  Bu yaşanan gelişmeler karşısında 3 Kasım’da Antalya’da düzenlenen D-8 toplantısını önemli görüyoruz. Umarız D-8 daha aktif bir hale getirilir. D-8’in bugün fonksiyonel hale gelmesi bir zaruret halini almıştır. Bugün içinde bulunduğumuz tablo her ne kadar iç açıcı olmasa da, Biz Gelecekten ümitvarız. Yaşanan bütün gelişmelere rağmen gür bir seda ile diyoruz ki çare var! Çare Saadet Partisi ve onun politikalarıdır” dedi.
Erdoğan’ın, “Hâlâ ülkemizde et fiyatlarının yüksek seyretmesinin genel refah seviyemizin artması sebebiyle talepte yaşanan yükselişle ilgili olduğunu düşünüyorum” konuşmasının hatırlatılması üzerine ise Karamollaoğlu, “Helal olsun.  Çok başarılılar söz üretmede biliyorsunuz. Eti kiloyla değil de 100 gram, 200 gram almak zorunda kalan insanlara bi sorun. Refah seviyeniz yükseldiği için mi gramla et alıyorlar?” şeklinde cevap verdi.

“GERÇEKTEN HORTUMLAMIŞLAR!”

Sayıştay Başkan Yardımcısı Fikret Çöker’in görevden alınma ve istifa iddialarına ilişkin ise Karamollaoğlu şunları kaydetti; “Tabi ya istifa edecek, ya ettirilecek ya da görevden alınacak. Bu tabii bir sonuç! Rapor’a bir göz gezdirirsek raporda yok yok. 100 km’de 63 litre yakıt yakan kurum araçları, yasalara aykırı görevlendirmeler. Bir belediyenin Tayland’a teknik gezi düzenlemesi. Merak ediyoruz Tayland’a hangi teknolojiyi araştırmaya gittiler. 1 metre hortuma 78 lira ödenmesi. Eskiden yolsuzluklar için hortumlama tabiri kullanılırdı şimdi gerçekten hortumlamışlar. 33 kuruşluk oyuncak topa 60 lira ödenmesi. Tabi bunlar ortaya çıkınca yer yerinden oynadı.”

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Fatih Rumlara mı takıldı?

Taşcıer önergesinde, Kıbrıs adası çevresi ve Girit adasının güneydoğusundaki sularda 8 milyar varillik petrol ve 3 buçuk trilyon metreküplük doğalgaz rezervi olduğunun tespit edildiğini hatırlattı. Doğu Akdeniz’de, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın bazı ülkelerle ikili anlaşmalar yaparak münhasır ekonomik bölgeler belirlendiğini hatırlatan Taşcıer şöyle dedi:

“Uluslararası hukuka göre Türkiye’nin hakkı olan bölgeler de GKRY tarafından parsellere ayrılarak petrol-doğalgaz şirketlerine ihale edilmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin hak sahibi olduğu sular, Rumlar tarafından uluslararası şirketlere peşkeş çekildi. Sadece Türkiye’nin değil, Kıbrıs Türk halkının da hakkı gasp edilmektedir. Rum yönetimi kendini adanın tek temsilcisi gibi görerek tek başına karar alıp Kıbrıs Türklerini yok sayıyor. Bu durum asla kabul edilemez”

GKRY’NİN TEZİNE BOYUN EĞİLİYOR

Türkiye’nin Fatih isimli bir sondaj gemisi aldığını belirten Taşcıer, “Geçtiğimiz yıl bu gemi alındı ve revizeler yapıldı. Haziran ayından bu yana gemi Antalya açıklarında bekliyordu. Geminin günlük maliyetinin 165 bin dolar olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Enerji Bakanı sondajın başlayacağını müjdeledi. Ancak sondajın yapılacağı Alanya-1 kuyusu zaten bizim karasularımızda. Rumların işgal etmeye çalıştığı sularımız olan ihtilaflı bölgede değil” dedi.

“Gemi niye alındı, dünyaya mesaj vermek ve zaten bizim olanı korumak için mi ?” diye soran Taşcıer, Antalya açıklarında yapılacak sondajla bunun tam tersi bir mesaj verileceğini ifade etti. Avrupa Birliği’nin münhasır ekonomik bölge haritasına göre Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de çok küçük bir alana hapsedilmek istendiğini savunan Taşcıer, “AB ve Rumlar bizi Antalya Körfezine sıkıştırmak istiyor. İktidar ise hakkımız olan ihtilaflı bölge yerine Antalya açıklarında sondaj yaparak bu haritayı ve Rumların tezlerini kabullenmiş oluyor. Yapılması gereken, Rumların el koymaya çalıştığı sularımızda sondaj çalışmalarının bir an önce başlamasıdır. Avrupa’nın ve Rumların oldu bittisine boyun eğemeyiz” dedi.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Son Dakika… İYİ Partili Ataş’tan tarım için araştırma önergesi

İYİ Parti Kayseri Milletvekili Dursun Ataş, partili milletvekillerinin de desteği ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na tarım konusunda sorunların tespiti ve çözümü için Meclis araştırma önergesi verdi. Tarımda yaşananlarla birlikte sosyal anlamda da sıkıntıların ortaya çıktığını anlatan Ataş, “Türk tarımı son 16 yıldır uygulanan yanlış politikalar nedeniyle çöküş aşamasına gelmiştir. Bu çöküş tarımsal üretim, istihdam, dış ticaret ve tarımsal enflasyon göstergelerine de yansımıştır. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden en çok etkilenen sektörlerin başında girdi maliyetlerinin artması gibi nedenlerle tarım ve hayvancılık gelmektedir. Türkiye bugün tarımsal arz ve gıda güvenliği bakımından riskli ülkeler arasına girmiştir, Türk tarımının sorunları bütüncül bir anlayışla ele alınmalı, Türk çiftçisi sadece bir bakanlığın uyguladığı yanlış politikalara mahkum edilmemelidir. Türkiye’nin tarımsal üretim bakımından tekrar kendi kendine yeter bir ülke olmasının önündeki engeller tespit edilmelidir. Tarım sektöründeki çözülme, sadece iktisadi yönleriyle değil, sosyal boyutlanıla da ele alınmalı, üreticinin kırsal kesimdeki tarımsal üretimi bırakma nedenleri de ortaya konulmalıdır” diye konuştu.

`TARIMDAKİ ÇÖKÜŞ, BÜYÜK İLLERİMİZE GÖÇ BASKISI OLARAK YANSIMIŞTIR´

Türkiye için stratejik bir sektör olan tarımda tüm alt sektör ve ürünleriyle birlikte hem arz tarafında hem de talep tarafında sorunların detaylı bir şekilde araştırılması gerektiğini savunan Ataş, “Özellikle, tüketici için ciddi bir sorun olan gıda enflasyonun nedenleri değer zinciri ve ekosistem yaklaşımı çerçevesinde ele alınmalıdır. Tarımdaki çöküş, büyük illerimize göç baskısı olarak yansımış, birçok yeni sosyal sorunun ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Türk tarımının sorunlarının, ulusal ve il düzeyinde üretim ve talep merkezlerini de dikkate alarak ortaya koymak ve bu sorunlara ilişkin doğru çözüm önerileri geliştirilmesini sağlamak amacıyla Meclis araştırması talebinde bulunduk” dedi.

DHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.