Diş Eti Ağrısı Belirtileri

Ağrının hissedilmesi çoğu zaman bir süre boyunca yanlış şekilde diş fırçalanmasının sonucu olarak gelişmektedir. Bununla birlikte, genellikle tek başına gelişen bir belirti değildir ve altta yatan hastalığa, bozukluğa veya duruma bağlı olarak değişen diğer belirtilere eşlik etmektedir.

Diş eti ağrısıyla birlikte gelişebilecek diğer belirtiler şunlardır:

·         Ağız kokusu

·         Diş eti kanaması

·         Diş etlerinde parlak kırmızı veya kırmızı-mor bir görünüm

·         Yumuşak veya hassas diş etleri

·         Ağrılı ağız yaraları veya ülserler

·         Diş eti çekilmesi ya da sarkması

·         Şişmiş diş etleri

Altta yatan hastalığa, bozukluğa veya duruma bağlı olarak gelişen diş eti ağrısına vücudun diğer bölgelerinde gelişen belirtiler de eşlik edebilmektedir ve genellikle şunları içermektedir:

·         Kanama

·         Dişlerin gevşemesi veya kaybolması

·         Mide bulantısı

·         Çene altındaki veya boyundaki lenf bezlerinin şişmesi

·         Dil ağrısı

·         Zayıflık, yorgunluk ya da baş dönmesi

Gingivitis (Diş Eti İltihabı) Belirtileri

Diş eti ağrısı nedenleri arasında sık karşılaşılan bir durum olan gingivitis ya da diş eti iltihabı, diş etlerinin tahriş olmasına, kızarmasına, şişmesine ve iltihaplanmasına yol açmaktadır. Mümkün olan en kısa sürede uygun tedavinin uygulanması gerekmektedir çünkü gingivitis, periodontitis (diş kaybı olarak adlandırılmaktadır) gibi daha ciddi diş eti hastalıklarına yol açabilmektedir.

Sağlıklı diş etleri dişleri sıkıca sarmaktadır ve rengi açık pembe bir renktedir. Diş eti iltihabı durumunda ise diş etlerinde meydana gelen değişiklikler şunlar olabilmektedir:

·         Diş etlerinin şişmesi

·         Diş etlerinin koyu kırmızı bir renk alması

·         Fırçalarken veya diş ipi çekerken kolayca sarkan diş etleri

·         Ağız kokusu

·         Diş etlerinin çekilmesi

·         Diş eti hassasiyeti ve diş eti ağrısı

Hamilelikte Diş Eti İltihabı

Diş eti iltihabı genellikle hamileliğin iki ile sekizinci ayında ortaya çıkmaktadır. Hamilelik sırasında progesteronun etkileriyle mücadele etmek için diş temizliğine daha fazla dikkat edilmesi diş hekimi tarafından önerilebilmektedir. Bu da ekstra plak, diş etlerinde şişme, kanama, kızarıklık, ağrı veya hassasiyete neden olabilmektedir. Yani, hamile kadınlar, tutarlı bir şekilde ağız sağlığı rutinini takip etseler bile, diş eti iltihabı geliştirmeye daha yatkın bir hale gelebilmektedir.

Acil Tıbbi Yardım Alınması Gereken Belirtiler

Bazı durumlarda, diş eti ağrısı acil müdahale edilmesi gereken ciddi bir sağlık sorununun bir habercisi de olabilmektedir. Bu nedenle, diş eti ağrısına aşağıda sıralanmış olan belirtiler eşlik ettiği takdirde, hemen tıbbi yardım istemelisiniz:

·         Yutma veya nefes alma zorluğu

·         Yüksek ateş

·         Diş kaybı

Diş Eti Ağrısı Nedir?

Diş eti ağrısı diş etlerinde hassasiyetle birlikte hissedilen ağrıdır. Pek çok insan diş eti ağrısından muzdarip olmaktadır. Genellikle, dikkatsiz fırça kullanımı nedeniyle gelişse de, pek sağlık koşulu nedeniyle de gelişebilmektedir.

 

Diş Eti Ağrısı Tedavisi

Diş eti ağrısı nasıl geçer? Diş eti ağrısını geçirmek için önce buna neyin neden olduğunu belirlemek faydalı olabilmektedir. Dişlerinizi sert fırçalıyorsanız, daha yumuşak fırçalar seçerek daha özenli fırçalarsanız sorun muhtemelen çözülecektir. Diğer diş eti hastalıkları ise doktor tarafından ilaç ya da cerrahi yöntemlerle kontrol altına alınabilmektedir.

Diş Eti Ağrısı İçin Hangi Doktora Gidilir?

Diş eti ağrısı tanısı ve tedavisi için diş hekimine başvurabilirsiniz.

 

 

Çocukları bekleyen tehlike: Miyopi

“Miyopi (miyop), gözün belirli bir uzaklığın ötesindeki cisimleri odaklayamaması durumudur.” diyen Göz Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, miyopilerde göz küresinin normalden daha uzun olduğunu belirtti.” Kornea veya merceğin de kırma gücünün normalden fazla olması miyopiyi başlatır. Bu sebeple görüntü, retinanın yüzeyinde değil önünde oluşur. Miyopi diyabet, marfan, keratokonus, katarakt gibi genel göz rahatsızlıklarıyla veya onların sonucu olarak da ortaya çıkabilir.” şeklinde konuşan Nefesoğlu şu bilgileri verdi:

DÜNYAYI TEHDİT EDİYOR!

Özellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan bir görme problemi olan miyopi, vücuda paralel olarak, gözün ön arka çapının büyümesiyle gelişir. Gözün numarası büyüdüğü için göz, lens veya gözlük gibi bir takviyeye ihtiyaç duyar. Dünya genelinde ortalama %25-30 arası kişide bulunan bu problem, yaş ayrımına göre 40’lara kadar çıkıyor. Asya’da, Güney Kore’de, Çin’de ise bu rakam, yüzde 90-95’leri buluyor. Önümüzdeki 5 sene içerisinde 7 milyarlık dünya nüfusunun en az 2 milyarının miyopi olacağı öngörülüyor.

cocuklarda-miyopi-shutter

AŞIRI BİLGİSAYAR KULLANIMINDAKİ TEHLİKE

Uzun süreli bilgisayar kullanımı miyopinin artışını hızlandırıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı bilgisayar kullanımının, miyopinin ortaya çıkmasında kesin olarak bir etkisi olmadığını; fakat artışını hızlandırdığını gösteriyor. Bu nedenle çocukların bilgisayar başında geçirdiği vakit, belli bir program dahilinde gözlem altında tutulmalıdır. Bilgisayar başındaki çocukların, 20 dakikada bir olmak üzere 5 metre ve ilerisine en az 10 saniye bakması gerekmektedir. Yapılacak bu basit göz egzersizleri ile göz kaslarını dinlendirerek rahatlaması sağlanmalıdır.

MİYOPİ, KÖRLÜÜĞÜN ÖNDE GELEN NEDENLERİNDEN

Körlüğün önde gelen nedenlerinden olan ve çoğunlukla genetik olarak ortaya çıkan miyopi; diyabet, marfan, keratokonus, katarakt gibi genel göz rahatsızlıklarıyla veya onların sonucu olarak da ortaya çıkabilir. En çok görülen belirtileri arasında; uzağı görmede zorluk, gözleri kısarak bakmak, odaklanmaya çalışırken oluşan göz yorgunluğu ve baş ağrısı sayılıyor.

DİKKAT! ÇOCUĞUNUZ TAHTAYI GÖREMİYORSA…

Kalıtımsal bir rahatsızlık olan miyopi, doğumdan itibaren görülebildiği gibi erişkinlik çağlarında da oluşabilir. Bu nedenle ailenin miyop geçmişi, tanı ve tedavide oldukça etkilidir. Okul miyopisi olarak adlandırılan sorun ise 8 ile 12 yaşları arasında belirti verir. Az ışıkta uzun süre okuma, aşırı dijital ekran kullanımına maruz kalma ve yetersiz beslenme miyopiyi başlatan ya da arttıran risk faktörleridir. Çocuklar çoğu zaman bozuk gördüklerinin farkına varamaz. Yalnızca tahtayı görememe sorunu yaşadıklarını fark ederler. Bu durum, okul miyopisi olarak adlandırılır. Çocuk bu sorunu ailesine yansıttığında, hastalık ilerlemeden bir göz hastalıkları uzmanına danışılmalıdır. Çünkü ergenlik yıllarında vücut hızla geliştiği için miyop hastalığı daha kötüye gidebilir.

cocuklarda-miyopi-shutter-1

ÇOCUKLARDA MİYOPİ ARTIŞ HIZINI AZALTMAK MÜMKÜN

Son yıllarda miyopi sorununun hızla artması, yeni çalışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle çocuklarda miyopi artışını artık özel gözlükler ve lenslerle durdurmak mümkün olabiliyor. Progresif olarak adlandırılan bu gözlük ve lensler sayesinde çocukluk dönemindeki göz yorgunlukları ve miyopinin artış hızı, ileriki dönemlerde ise retina yırtığı riski de azaltılabiliyor. Çocuk uzağı görmeye çalışırken, diğer yandan yakın görüş sırasında gözleri uzak-yakın arasında uyum yakalamaya çalışıyor. Fakat çocuklara özel olarak dizayn edilen yeni gözlük ve lensler, uyum yakalama sorununu ortadan kaldırıyor. Bunun yanı sıra miyoptan kalıcı olarak lazer tedavisiyle kurtulmak mümkün olabiliyor. Lazer operasyonuna uygun olmayan hastalar için ise son olarak göz içi akıllı lensler uygulanabiliyor. Fakat bu tedavi yöntemleri için çocuğun 18 yaşına gelmesi bekleniyor.

BU GÖZLÜKLERİ KİMLER KULLANABİLİR?

Miyop dereceleri; -4.00 ve daha az seviyede ise düşük miyop, -4.25 D ile -8.00 D arasında ise orta miyop, -8.00 ve yukarısı ise yüksek miyop olarak tanımlanır. Orta miyop, genellikle renk dağılımı sorunu veya glokom ihtimali barındırırken, yüksek miyop daha çok eriyen ya da kayan objeler ve gölge benzeri cisimler olarak kendini gösterir. Çocuklar, miyop için özel üretilen progresif gözlük kullanımına 8 ile 13 yaş aralığında başlayabilir. Ancak bu gözlükleri kullanabilecek çocukların miyopi başlangıç derecesi, -1.00 D ile -5.50 D arasında olmalıdır. Miyopi ilerleme derecesi yılda en az -05.50 D’den fazla olmamalı, numara farkı ise -01.50 D’den az olmalıdır. Gözlüğü kullanacak çocukların bir görme eksikliğinin, görme tembelliğinin, şaşılık ya da daha önce geçirdiği bir göz hastalığının olmaması da önem taşır. Bu çocukların ayrıca daha önce normal veya bifokal kontakt lens hikâyesi de bulunmamalıdır.

Gaziantep Polis Okulu’ndaki 54 öğrencide zehirlenme şüphesi

Polis okulunda eğitim gören öğrenciler dün akşam yemeğinde bulgur pilavı, şakşuka ve yuvalama yedikten sonra uyudu. Ancak, sabaha karşı; mide bulantısı, kusma, yüksek ateş ve ishal gibi zehirlenme belirtisi gösteren 54 öğrenci, okulda görevli polislerin çağırdığı ambulanslarla kentteki hastanelere götürüldü. Tahlilleri yapılan ve serum tedavisi uygulanan öğrenciler, bir süre gözetim altında tutulduktan sonra taburcu edildi.

gaziantep-dha
VALİLİKTEN AÇIKLAMA

Gaziantep Valiliği tarafından olaya ilişkin yapılan açıklamada, 54 öğrencinin muayene ve tetkiklerinin ardından taburcu edildiği belirtildi. Öğrencilerin yedikleri yemekten numune alındığı belirtilen Valilik açıklamasında şöyle denildi:

“Gaziantep Polis Meslek Eğitim Merkezinde öğrenim gören öğrencilerden bazıları, ishal, kusma gibi rahatsızlıklar nedeniyle ilimizdeki hastanelerde müşahede altına alınmıştır. Hastanelere müracaat eden öğrencilerden ve olasılıklar değerlendirilerek yedikleri yemeklerden de numuneler alınıp laboratuarda inceleme yapılmaktadır. Ersin Arslan ve Şehitkamil Devlet Hastanelerinin acil servislerine başvuran 54 öğrenci muayene ve tetkiklerin ardından taburcu edilmiştir.”

DHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Akciğer sönmesi kalp krizi ile karışabiliyor

Futbolcu Nagatomo ile gündeme gelen hastalık son zamanlarda oldukça merak edilen sağlık konularından biri haline geldi. Akciğer sönmesi ile ilgili bilinmesi gerekenleri Şişli Kolan Hastanesinden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Özkan Demirhan anlattı.

Nefes darlığı ve ani gelen şiddetli göğüs ağrısına dikkat çeken Demirhan,” Genelde yavaş ve hafif klinik belirti vermesine rağmen ani ve şiddetli gelen göğüs ağrısı ile nefes darlığı Pnömotoraks’ın en belirgin belirtileridir. Göğüs ağrısı o kadar şiddetlidir ki, genellikle kalp krizi ile karıştırılır. Öte yandan pnömotoraks KOAH’lı hastalarda da sık gördüğümüz bir rahatsızlıktır. Bu hastalarda öncelikli şikayet nefes darlığıdır. Dolayısı ile KOAH’lı bir hastanın da göğüs ağrısı ve nefes darlığı durumunda KOAH atağı olarak geçiştirilmeden Pnömotoraks ihtimaline karşı da mutlaka tetkik edilmesi gerekir.” dedi.

Akciğer sönmesinin oluşum süreci ile ilgili bilgi veren Özkan Demirhan,” Akciğeri çevreleyen (visseral plevra) zar ile göğüs duvarının iç kısmını kaplayan (pariyetal plevra) zarları arasında normal şartlarda hava bulunmaz. Yani normal şartlarda göğüs kafesimizde hava bulunmaz. Akciğer sönmesi dediğimiz pnömotoraksta, bu iki zarın arasına hava girer ve birikir. Her nefes alışımızda göğüs kafesimizin içine hava sızar. Eğer hava sızıntısı büyük ise kalp ve karşı akciğeri de baskı altına alabilir. Pnömotoraks spontan ve spontan olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Bül ve bleb denilen olayla da akciğerin üzerinde küçük ve büyük hava kesecikleri oluşur ve bunlar spontan pnömotoraksın en sık nedenidir. Bu hava keseciklerinin patlaması ile akciğerin içinden göğüs kafesi içine hava sızar ve akciğer balon gibi söner. Ayrıca bu durum kalıtsal akciğer hastalıklarından kaynaklanabileceği gibi dışarıdan göğüs kafesine gelen darbelere bağlı da gelişebilir.” şeklinde konuştu.

Nadir de olsa büllöz akciğer dokusuna kanser eşlik edebilir

Akciğer sönmesinin görülme sıklığı ile ilgili ayrıntılara değinen Doç. Dr. Özkan Demirhan,” Primer spontan pnömotoraks; sigara içen, uzun boylu, zayıf ve hafif kambur, genç yetişkin erkeklerde daha sık görülen bir rahatsızlıktır. Ayrıca pilot ve dalgıç gibi meslek gruplarını da risk altında. Araştırmalar 100 binde 5-10 kişide görüldüğünü söylüyor. Erkeklerde kadınlardan 6 kat daha sık görülür. Ülkemizde yılda 13 bin civarında akciğer sönmesi vakası saptanmaktadır. Bunların 10 bine yakını yatırılarak tedavi edilmektedir. Hastaların yüzde 40’a yakını 15-45 yaş grubunda ve 3’te biri erkektir. Nadir de olsa büllöz doku kansere dönüşebilme ihtimali var. Akciğerdeki hasarın çok büyük olmasına bağlı hava kaçağının fazla olduğu durumlarda ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.” dedi.

Cerrahi tedavide kapalı yöntemler kullanılıyor

Akciğer sönmesinde izlenecek tedavi yöntemlerine de değinen Demirhan, “Pnömotoraks tedavilerinde 4 temel ilke vardır. Akciğerin genişlemesinin sağlanması, şikayetlerin ortadan kaldırılması, komplikasyonların önlenmesi ve nükslerin önlenmesi şeklinde. Bunlardan ilki oksijen desteğidir, hava miktarı az olan kişilere uygulanır ve hasta gözlemlenir. Bir diğeri iğne aspirasyonudur. Pnömotoraks alanı yüzde 15’ten büyükse hava aspirasyonu bitene kadar iğne ile boşaltılır. Eğer akciğerden sızan hava fazla miktarda ise dren takılarak havanın boşaltılması sağlanır. Orta ve büyük derecede Pnömotorakslarda karşı akciğer ve kalbe baskı yapacak durumda olanlarda Tüp Torakostomi denilen yöntem kullanılmaktadır. Tüm bunlara rağmen; genişlemeyen (ekspanse olamayan) akciğer dokusu varlığında, her iki akciğerde de sönmenin olduğu durumlarda, göğüs kafesi içinde kan birikmesi durumunda, takılmış olan göğüs dreninden devam eden hava kaçağının fazla olması durumunda ayrıca sosyal endikasyonları olan pilot, dalgıç, gemici gibi meslek grupları ile sağlık merkezine uzakta oturan hastalarda cerrahi önerilmektedir. Cerrahide kapalı ( videotorakoskopik –robotik ) yöntemler kullanılıyor. Bunlar göğüs cerrahlarının en sık yaptığı ameliyatlardandır. Eskiden açık ameliyatlar daha fazla yapılırdı ama artık videotokoskopik ve robotik ameliyatlar küçük kesi ile yapılıyor. Ameliyatların başarı şansı yüksek ancak hastalar sigaradan uzak durmazsa hastalık nüks edebiliyor.” şeklinde bilgi verdi.

Kelebek hastalığı (Epidermolizis Bülloza) nedir? Kelebek hastalığının nedenleri, belirtileri ve tedavisi… oub2

Halk arasında kelebek hastalığı olarak bilinen, bilimsel adı ise Epidermolizis Bülloza; nadir görülen genetik bir cilt hastalığıdır. Şimdi, Kelebek hastalığı (Epidermolizis Bülloza) nedir? Kelebek hastalığının nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenlere birlikte göz atalım…

KELEBEK HASTALIĞI (EPİDERMOLİZİS BÜLLOZA) NEDİR?

Kelebek hastalığı ya da Epidermolizis bülloza, cildin çok kolay bir şekilde kabarmasına ve aşınmasına neden olan bir grup genetik deri hastalığıdır. EB’li kişilerde, kabarcıklar sürtünme veya çizilme gibi küçük yaralanmalara veya sürtünmeye tepki olarak oluşur. Kabarcık oluşumunun derinliğine veya seviyesine göre sınıflandırılan dört ana Epidermolizis bülloza türü vardır:

– Epidermolizis bülloz simpleks
– Distrofik epidermolizis bülloza
– Junctional epidermolysis bullosa
– Kindler Sendromu

kelebek hastalığı-shutter

KELEBEK HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

– Ellerde, ayak bileğinde ve dirsekte görülebilen eklem ağrısı ve eklem iltihabı
– Yorgunluk hissi, yüksek ateş ve hızlı kilo kaybetme
– Yüzün belli bölümlerinde kelebek görüntüsünü andıran kırmızı döküntüler
– Vücudun belirli yerlerinde meydana gelen kabartılar
– Saç dökülmeleri ve güneş ışığına karşı hassasiyet
– Baş ağrısı göğüs ağrısı ve baygınlık
– Akciğer, böbrek, karın zarı ve kalpte oluşan iltihap
– Bulantı, kusma ve karın ağrısı

KELEBEK HASTALIĞININ NEDENLERİ

Epidermolizis bülloza genellikle kalıtsaldır. Hastalık geni, hastalığı olan bir ebeveynden (otozomal dominant kalıtım) geçirilebilir. Ya da her iki ebeveynden de (otozomal resesif kalıtım) geçebilir veya etkilenen kişide geçirilebilecek yeni bir mutasyon olarak ortaya çıkabilir.

Deri, bir dış tabaka (epidermis) ve bir alt tabakadan (dermis) oluşur. Katmanların buluştuğu alan, bazal zar olarak adlandırılır. Çeşitli epidermolizis bülloza tipleri büyük ölçüde kabarcıkların hangi tabakada oluştuğuyla tanımlanır.

İLGİLİ HABERDeri iltihabı (Dermatit) nedir? Deri iltihabı nedenleri, belirtileri ve tedavisi...Deri iltihabı (Dermatit) nedir? Deri iltihabı nedenleri, belirtileri ve tedavisi…

Ana tip epidermolizis büllozalar şunlardır:

Epidermolizis bülloza simplex

Bu en yaygın biçimdir. Cildin dış tabakasında gelişir ve çoğunlukla avuç içleri ve ayakları etkiler. Kabarcıklar genellikle yara izi olmadan iyileşir.

Junctional epidermolysis bullosa

Bu tip bebeklik döneminde başlayan kabarcıklar ile şiddetli olabilir. Bu rahatsızlığa sahip bir bebek, ses tellerinin sürekli olarak kabarmasından ve skarlanmasından dolayı bir çığır açıcı çığlık geliştirebilir.

Distrofik epidermolizis bülloza

Bu tip, gendeki pig-skinlike dermis tabakasına güç sağlayan bir kolajen türünün üretilmesine yardımcı olan bir kusurla ilgilidir. Bu madde eksikse veya çalışmıyorsa, cilt katmanları düzgün şekilde katılamaz.

kelebek hastalığı nedir-shutter

KELEBEK HASTALIĞI TEDAVİSİ

kelebek hastalığının tedavisi hastalığın grubuna göre değişkenlik gösterir. Ancak kelebek hastalığının tedavisi yoktur. Kelebek hastalığına yakalanan kişiler çocukluk yıllarında sıvı elektrolit eksiklikleri, komplike ağır enfeksiyonlar ve organ yetmezlikleri sonucu yaşamlarını yitirmektedir. Tedavi yöntemleri ise, yaraların ve enfeksiyonun önlenmesine yöneliktir. Tedavi seçenekleri şunlardır:

İlaçlar

İlaçlar ağrıyı ve kaşıntıyı kontrol etmeye yardımcı olabilir ve kan dolaşımındaki (sepsis) enfeksiyon gibi komplikasyonları tedavi edebilir. Yaralar yaygın enfeksiyon belirtileri gösteriyorsa (ateş, halsizlik, şişmiş lenf bezleri) doktor oral antibiyotikler reçete edebilir.

Cerrahi

Cerrahi tedavide bazen kullanılan seçenekler şunlardır:

Yemek borusunu genişletmek: Özofagusun kabarması ve skarlanması özofageal daralmaya yol açarak yeme zorlaşır. Özofagusun cerrahi olarak dilatasyonu bunu rahatlatabilir ve yiyeceklerin ağızdan mideye gitmesini kolaylaştırabilir.

Bir besleme tüpü yerleştirmek: Beslenmeyi iyileştirmek ve kilo alımına yardımcı olmak için, mideye doğrudan bir besleme tüpü (gastrostomi tüpü) implante edilebilir.

Cildi aşılama: Yara izi elin işlevini etkilediyse, doktor cilt grefti (yama) önerebilir.

Hareketliliğin tekrar kazanılması: Tekrarlanan kabarma ve yara izi, parmakların veya ayak parmaklarının kaynaşmasına veya eklemlerde anormal kıvrımlara (kontraktürlere) neden olabilir. Bu durumların düzeltilmesi için ameliyat önerilebilir.

Rehabilitasyon tedavisi

Bir rehabilitasyon uzmanı ile çalışmak yara izi ve kontraktürlerin neden olduğu hareket kısıtlamalarını hafifletebilir.

Potansiyel gelecek tedaviler

Araştırmacılar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere epidermolizis bülloza semptomlarını tedavi etmek ve rahatlatmak için daha iyi yöntemler üzerinde çalışıyorlar:

– Gen tedavisi
– Kemik iliği (kök hücre) nakli
– Protein replasman tedavileri
– Hücre bazlı tedaviler

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Aralıklı orucun faydaları

DÜNYACA ÜNLÜ KALP CERRAHI PROF. DR. MEHMET ÖZ’DEN SAĞLIKLI YAŞAM TÜYOLARI 2

Dünyaca ünlü Kalp Cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz’le röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugünkü konumuz aralıklı orucun faydaları… Amerikan başkanlarından, Hollywood yıldızlarına dünyaca ünlü isimlerinin sağlık danışmanlığını yapan Öz, aralıklı orucu kendisinin de uyguladığını belirterek, bu sistemle ilgili önemli bilgiler verdi…

– Vücut saatinin öneminin farkına varıldığını söylediniz. Bu ne anlama geliyor?

Bugüne kadar bilim hep “ne” sorusuna odaklanıyordu. Hastalığı tedavi etmek için “ne” ilaç vereceğiz?, Kilo vermek için “ne” yiyeceğiz?.. Ancak, “ne zaman” sorusuna pek odaklanılmadı. Artık yavaş yavaş görüyoruz ki “ne zaman” sorusu da “ne” sorusu kadar, hatta belki de daha önemli… Evrendeki her şey bir döngü halinde gerçekleşir. Vücudumuzun da günlük döngüleri var ve bu döngüde hormonlar, gen ekspresyonu ve hatta içimizde yaşayan bakteriler yani mikrobiyom bile 24 saatlik döngüde değişerek vücudumuzu günün spesifik saatlerinde en etkili şekilde kendini kullanmaya hazırlar.

02-saat-4-12cm

İLAÇ SAATİ UYARISI

– Örnek verebilir miyiz?

Yapılan büyük bir çalışma, sabah saatlerinde yapılan grip aşısının, öğleden sonra yapılana oranla daha fazla antikor ortaya çıkardığını gösterdi. Hücreler, sirkediyen (vücut saati) döngüde büyür ve ölür. Bu kanser hücreleri için de geçerlidir. Kanser kemoterapisi büyüyen hücrelere hızla saldırılmasıyla gerçekleşir. Kanserin ritmini belirleyebilmek, kanserin ilacın etkilerine en savunmasız olduğu zamanda ilacı verebilme ihtimalini sağlar. Kanser ve vücudun saati senkronize değilse yan etkileri de en aza indirgeyebilirsiniz. Örneğin, genellikle tansiyon ilaçlarını her gün aynı saatte alırız. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar 24 saatlik tansiyon verilerine dayanan tansiyon ilacı kullanımının kimyasal buhar çökeltimi ve felç riskini azaltabileceğini öne sürüyor.

– Sizin de önerdiğiniz aralıklı oruç olarak bilinen beslenme sisteminin faydaları neler?

Yapılan birçok çalışma “ne zaman” yediğinizin sağlığınız, yaşam süreniz ve hatta kilo vermeniz için büyük önem taşıdığını gösteriyor. Aralıklı orucun birçok çeşidi var. Gün aşırı orucu, 5 gün normal yiyip 2 gün ciddi kalori sayımı yapılan 5/2 orucu, her ay veya birkaç ayda bir 5 gün boyunca düşük kalorili özel bitkisel besinlerle beslenilen Longo orucu ve yeme zamanını 8 saate indirme gibi örnekleriyle zaman kısıtlayıcı beslenme şeklidir aralıklı oruç.

HORMONLARI DÜZENLER

Benim en sevdiğim metot, her gün yemek yediğiniz zamanı biraz kısıtlamakla uygulanan gün aşırı orucu. Bunun sekiz saat olması şart değil. 12 saatle başlayın. Diyelim ki sabah 07.00’de kalktınız, akşam yemeğiniz 19.00’dan önce bitmeli. Akşam yemeğiniz 22.00’de bitiyorsa, sabah kahvaltınızı 10.00’dan önce yapmayın; vücudunuz 12 saat dinlensin. Aralıklı oruç, vücudun sindirim ve boşaltımla ilgilenmekten fırsat bulup dinlenmesini sağlıyor. Bu süreçte hormonlar çok daha sağlıklı bir şekilde salgılanmaya başlayabiliyor ve zaman içinde hormonların düzenlenmesi sağlanmış oluyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz

Prof. Dr. Mehmet Öz

SABAH KAHVALTIMI 8’DEN ÖNCE YAPARIM

– Herkes sizin nasıl yaşadığınızı merak ediyor. Mehmet Öz ne yer, ne içer?

İyi yağlarla dolu besinler yemeyi tercih ederim. Şeker ve un gibi basit karbonhidrat içeren gıdalardan sakınırım. Gün boyunca eğer bir iş ile meşgulsem bir şey yemem. Hem açlığımı yatıştıran hem de bana enerji veren badem gibi antioksidan açısından yüksek atıştırmalıklar tercih ederim. Güne protein ağırlıklı besinlerle başlarım. Bağırsak dostu yoğurt ve kırmızı meyveler yerim. Süper gıda olarak nitelendirilen kırmızı meyveler, beslenme tarzımın omurgasını oluşturuyor. Özellikle somon olmak üzere bol bol balık yerim. Bağırsaklarımı 12 saat boyunca dinlendirmek için sabah kahvaltımı 8’den önce akşam yemeğimi ise saat 20’den önce yemeye özen gösteririm. Bu kısa süreli kendini aç bırakma tekniği vücut geliştiriciler ve beni ziyaret eden aktörler tarafından çok kullanılır. Bu program çok kolay ve iyi işliyor.

02-memotek-12cmKARACiĞERi KORUR BUNAMAYI GECİKTİRİR

– Ünlüler de çok kullanıyor bu sistemi değil mi?

Hollywood’un en meşhur spor eğitmenleri aralıklı oruç metodunu uyguluyor. Hayatınız boyunca uygulayabileceğiniz bir teknik aslında. Kısıtlı bir zaman diliminde bile olsa istediğin kadar yemek yiyorsun ama süre kısıtlı olduğu için eskisi kadar çok yiyemiyorsun. Bu oruçla hem hormonlarınızın seviyesi düzenleniyor hem de vücudunuzca fazla şeker varsa, onu düşürüyor. Erken bunama yani demansı geciktiriyor, bağırsakları rahatlatıyor, karaciğer ve şeker hastalıklarına karşı savaşıyor, eklem ağrılarını da dindiriyor. Yeter ki bir şeyler yediğiniz zaman dilimi 12 saati geçmesin. Kilo kaybetmek isterseniz, sekiz saat içinde yemeniz gerekir. Kilo vermek istemiyorsanız 12 saatte kalın. Aslında burada en önemli amaç kilo kaybetmek değildir. Hormonları düzeltmek çok daha mühim. Aralıklı oruç bunu sağlıyor.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Boyun tutulması belirtileri ve nedenleri nelerdir? Boyun tutulması nasıl geçer?

Uzun süre masa başı işte çalışmak, klima önünde durmak, yanlış pozisyonda uyku, boyun bölgesine uygulanan baskı ve zorlama gibi nedenlerle ortaya çıkan boyun tutulması hakkında bilinmesi gerekenleri haberimizde sizler için derledik… Boyun tutulması nedir? Boyun tutulması neden olur?

BOYUN TUTULMASI NEDİR?

Boyun tutulması bir çok insanın hayatında en az bir kere karşılaştığı bir durumdur. Bu kaslarda spazm anlamına gelir. Kaslar hareketi sağlayabilmek için kasılır ve gevşer. Normalin dışında kasılma olduğunda bu ağrılı bir spazma dönüşür. Kaslar lif liftir. Lifler birbirinin içine girip birbirleriyle anahtar kilit gibi kilitlenir. Kaslar belli bir pozisyonda belli bir süre kalırsa o kasılmış kaslar ayrılamaz ve birbirlerine neredeyse yapışır gibi olurlar. Buna boyun tutulması denir.

shutterstock_564352276

BOYUN TUTULMASI BELİRTİLERİ

Boynunuzun tutulduğunu özellikle sabah uykudan uyandığınızda hissedersiniz. Kafanızı sağa, sola çeviremezsiniz, boyunda ağrı ve hassasiyet oluşur. Günlük yaşantınızı çok fazla etkiler; araba kullanmakta güçlük çekersiniz, yemek yaparken yahut yerken zorlanırsınız ve yaşam kaliteniz düşer.

İLGİLİ HABERBoyun fıtığı nedir, nası tedavi edilir?Boyun fıtığı nedir, nası tedavi edilir?

BOYUN TUTULMASININ NEDENLERİ

Boyun tutulması için birçok olası sebep vardır. Bazı yaygın nedenler şunlardır:

– Yastığın sertliği ve yüksekliği
– Kanepe gibi sert ve rahatsız yerlerde yatmak
– Yanlış uyku pozisyonunda uyumak
– Masa başı işinde olmak ya da sürekli bilgisayara bakmak – Terleme sonrası boyunun aniden soğuması
– Klimalı ortamlar
– Omuzlarda yük taşımak
– Servikal spondiloz, omurilikte dejenerasyon ile işaretlenmiş bir durum
– Duygusal stres
– Baş ağrısı
– Egzersiz sırasında zorlanma
– Isınma hareketleri yapmadan spora başlamak

BOYUN TUTULMASI NASIL GEÇER?

Öncelikle boyun bölgesini soğuktan korumak gerekir. Sıcak havlu, boğazlı kazak vb. Boynunuza ellerinizle hafif masajlar yaparak rahatlama sağlayabilirsiniz. Sıcak bir havlu kaslarınızı rahatlatır. Kas gevşetici kremler yahut ilaçları doktor tavsiyesi ile kullanabilir. Boyun egzersizleri yapabilirsiniz. Bilgisayar başındayken ya da masa başı işindeyken boyun yastıklarını destek amaçlı kullnamak fayda sağlayabilir. Bu yöntemlerle 2 gün içinde boyun tutulması geçmiyorsa bir doktora başvurmanızda fayda vardır.

İLGİLİ HABERBel fıtığı nedir? Bel fıtığının belirtileri nelerdir? İşte tedavi yöntemi...Bel fıtığı nedir? Bel fıtığının belirtileri nelerdir? İşte tedavi yöntemi…

‘Taş atma, gülle at’ dediler, Türkiye şampiyonu oldu

Küçüklüğünden itibaren amaçsızca etrafa taş fırlatan ve çevresine zarar veren otizmli Mehmet Furkan Sağlam, eğitim gördüğü okuldaki beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı gülle atmada Türkiye şampiyonlukları elde ederek büyük bir başarıya imza attı.

Uşak’ta yaşayan otizmli Mehmet Furkan Sağlam, küçük yaşlardan itibaren etrafa taş atarak hem çevreye zarar veriyor hem de insanları rahatsız ediyordu. Mehmet Furkan, ailesinin bu durumu engellemek için gösterdiği çabaya rağmen alışkanlığından vazgeçmedi.

Mehmet Furkan’ın Uşak Vala Gedik Özel Eğitim Meslek Lisesinde okulun bahçesine her çıktığında etrafa taş attığını gören beden eğitimi öğretmeni Osman Erken, otizmli öğrenciyi gülle atma branşına yönlendirdi.

mehmet-furkan-saglam-aa-3

Zamanla, taş atarak çevreye zarar verme alışkanlığı sona eren Mehmet Furkan Sağlam, bir yandan da gülle atmada başarılı bir sporcu oldu.

Öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı gülle atmada şampiyonluklar elde eden 17 yaşındaki sporcu, baskılanan taş atma arzusu ile daha farklı bir hayata başladı.

Uşak Vala Gedik Özel Eğitim Meslek Lisesi 10. sınıf öğrencisi Mehmet Furkan Sağlam, Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu tarafından düzenlenen atletizm müsabakalarında gülle atmada iki yıldır Türkiye şampiyonluğuna ulaştı.

“TAŞ ATMAYI ÇOK SEVİYORDU”

Şampiyon sporcunun babası Mehmet Sağlam, yaptığı açıklamada, oğlunun taş atma alışkanlığına engel olmak için her türlü çabayı gösterdiklerini ancak başarılı olamadıklarını belirtti.

mehmet-furkan-saglam-aa-2

Mehmet Sağlam, “Zaman zaman çevreye zarar da veriyordu. Şiddeti seven bir çocuk değildir ancak taş atmaktan keyif alıyordu. Okumayı yazmayı öğrendikten sonra biz kitap okuması için onu yönlendirmeye çalıştık ancak o taş atmayı çok seviyordu.” diye konuştu.

Anne Bircan Sağlam ise beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle oğlunun taş atmayı bıraktığını ve başarılı bir sporcu olduğunu dile getirdi.

Oğlunun Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu tarafından geçen yıl Aksaray’da, bu yıl ise Karaman’da düzenlenen organizasyonlarda altın madalya kazandığını belirten Bircan Sağlam, “Bu, onu çok mutlu etti. Yarışmalara gitmeyi çok seviyor, bunun yanında ise amaçsızca taş atmayı bıraktı.” ifadelerini kullandı.

Konuşma güçlüğü yaşayan Mehmet Furkan, gülle atma derecesinin her geçen yıl ilerlediğini, uluslararası organizasyonla katılmak istediğini söyledi.

Beden eğitimi öğretmeni Osman Erken, Mehmet’in bu yıl 6,48 metrelik derece elde ettiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Mehmet, okulun bahçesine çıktığında sürekli etrafa taş atıyordu. Ailesi, bu alışkanlığının uzun yıllardır sürdüğünü söyledi. Bir süre gözlemledikten sonra onu gülle atmaya yönlendirdim. İlk zamanlar zorlandık ancak şimdi severek çalışıyor. Gülle atmaya başladıktan sonra taş atma arzusu baskılandı. Her geçen yıl daha da iyi oluyor. Biz başarılı olmasından çok onun mutluluğunu önemsiyoruz.”

mehmet-furkan-saglam-aa

Okul müdürü Cumhur Acar ise engelli bireylerin eğitiminde sporun önemli olduğunu, Mehmet Furkan’ın uyumlu bir öğrenci olduğunu aktararak, “Biz Mehmet’in mutlu ve başarılı olması için her zaman destek olacağız. Engellilerin spora yönlendirilmesini önemsiyoruz.” ifadelerini kullandı.

mehmet-furkan-saglam-aa-1

AA

Organ nakli feryadı duyulmayan Gizem yaşamını yitirdi

Daha önce iki kez ince bağırsak nakli olan ve üçüncü kez nakil olması gereken 20 yaşındaki Gizem Kılıç, sosyal medyada paylaştığı videoyla yaşamak istediğini haykırmıştı. Umutla organ nakli olmayı bekleyen Kılıç’tan acı haber geldi. Gizem’in kısa bir süre önce kendisi gibi organ naklini beklerken hayatını kaybeden arkadaşı için de duygu dolu bir paylaşım yaptığı ortaya çıktı.

izmir-kilis-sha

İzmirli 20 yaşındaki Gizem Kılıç’ın 12 yaşında geçirdiği trafik kazasında ince bağırsakları zarar gördü ve 2010 yılında kök hücreyle birlikte ince bağırsak nakli oldu. Kılıç, 2014 yılında ikinci kez yapılan ince bağırsak nakliyle yeniden hayata tutundu. Bir süre sonra ikinci kez nakledilen organın görevini yapmaması üzerinde Gizem Kılıç’a üçüncü kez ince bağırsak nakli olması gerektiği söylendi. 14 ay İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatan Kılıç, sosyal medyadan yayınladığı video ile yaşamak istediğini haykırmıştı. Hastane odasında açıktan üniversite eğitimine de devam eden Gizem Kılıç çektiği videoda, “Yılmıyorum, yaşamak için direniyorum. Hatta yattığım yerde eğitimime devam etmek için açık öğretimden okumaya devam ediyorum. Ama her geçen gün şansım azalıyor. Her geçen gün benim aleyhime işliyor” demişti. Videosu sosyal paylaşım sitelerinde paylaşım yağmuruna tutulurken, Gizem’den bugün acı haber geldi. Arkadaşları, Gizem’in öldüğünü duyurdu. Gizem’in hayata tutunması için üçüncü kez ince bağırsak nakli olması gerekiyordu. Öte yandan, Gizem Kılıç’ın, kendisi gibi organ nakli beklerken hayatını kaybeden bir arkadaşı için 2 Kasım tarihinde, “Birimiz daha gitti. Konuştuğum, şakalaştığım, ‘iyileşince’ diye başlayan cümleler kurduğum birini daha kaybettim. Mekanın cennet olsun güzel insan” yazdığı ortaya çıktı.

“HER GEÇEN GÜN ALEYHİME İŞLİYOR”

gizem-kilic-iha-1

Yaklaşık 9 senedir organ nakli hastası olduğunu belirten Gizem Kılıç, videoda şöyle konuşmuştu:
“Daha önce iki kez ince bağırsak nakli oldum. Geçen sene eylül ayından bu yana İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde organ nakli bölümünde tedavi görüyorum. Bundan kısa bir süre önce doktorlarım, üçüncü kez ince bağırsak nakli olmam gerektiğini ve daha önce nakledilen organın artık işe yaramadığını söyledi. Türkiye’de iki kez ince bağırsak nakli olup hayatta kalan tek insan ben iken, dünya üzerinde üçüncü kez ince bağırsak nakli olmuş bizim bildiğimiz kadarıyla kimse yok. Yani bu nakil aslında çok riskli ve daha önce eşi benzeri yaşanmamış bir olay. Ben tüm bunlara rağmen, fiziksel ve ruhsal acılara rağmen hiçbir zaman pes etmedim. Yılmıyorum, yaşamak için direniyorum. Hatta yattığım yerde eğitimime devam etmek için açık öğretimden okumaya devam ediyorum. Ama her geçen gün şansım azalıyor. Her geçen gün benim aleyhime işliyor. Türkiye’de ince bağırsak nakli yapan tek merkez hastanesinde yatmama rağmen, bir günde onlarca beyin ölümü gerçekleşmesine rağmen, ince bağırsak bağışlanmıyor. İnce bağırsak kadavrası bulamıyoruz. Yani bireyin karaciğer ve böbrek gibi organları bağışlanıyor, gerekli olan hastalara ulaştırılıyor, tedavisi yapılıyor ama ince bağırsak bağışlanmıyor. Bunun sebebi nedir? İnce bağırsak naklinin ülkemizde yapıldığının bilinmemesi mi, yoksa gerçekten ince bağırsağın bağışlanmaması mı, ya da organ nakli koordinatörlerinin işlerini gereğince yapmaması mı? Bunun bir an önce çözüme kavuşturulmasını istiyorum. Ben ve benim gibi onlarcası hayata tutunmak için hastane odasında beklerken, böyle prosedürle ilgili sebepler ya da insanların üstüne düşen görevi yapmamasından kaynaklı sebeplerden dolayı bizim canımıza kast ediliyor. Türk toplumunu ben ve benim gibilere umut olmak, hayat olmak için organ bağışına davet ediyorum. Ben yaşama hakkımı istiyorum. Lütfen sesimize ses verin. Bize destek olun. Organlarınızı bağışlayın ve bizim hayata tutunmamıza yardımcı olun.”

İHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

‘Benim organlarımla içki içerse günah olur mu?’

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hafize Öksüz, organ bağışında insanların bilinçsiz olması nedeniyle ‘Pazarlanır mı, satılır mı?’, ‘Benim organlarımla içki içerse günah olur mu’ gibi sorularla karşılaştıklarını belirtti. Prof. Dr. Öksüz, “Organ bağışının önemi konusunda öncelikle genç nesli eğitmek gerekiyor. Dini olarak da Cuma fetvalarında bu konulara geniş yer verilmesi gerekmektedir” dedi.

KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nin Türkiye’de organ nakli yapılan hastanelerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hafize Öksüz, kadavradan organ bağışının çok önemli olduğunu, ancak bunda birçok sorunla karşılaştıklarını söyledi. Ailelerin beyin ölümü tanısını anlamakta zorluk çektiğini ve bitkisel hayatla karıştırdıklarını kaydeden Öksüz, “Bitkisel hayattaki olay geri dönüşümsüz değildir, orada bir ihtimal vardır, ama beyin ölümü eşittir, ölümdür” dedi.

hafize-oksuz-dha

Organ bağışı konusunda birçok sorular geldiğini belirten Prof. Dr. Öksüz, bağış sisteminde onlara Sağlık Bakanlığı’nın konuda hatasız ve hızlı işleyen bir sisteme sahip olduğunu, bu sistem sayesinde organların doğru kişilere ulaştırıldığını ve bu konuda kesinlikle torpilin olmadığını anlattıklarını söyledi. Yakınları diyalize giren ya da organ nakli olan ailelerin organ bağışına sıcak baktıklarını kaydeden Prof. Dr. Öksüz, “Ama diğer ailelere bunu anlatırken çok büyük sıkıntılar çekiyoruz. ‘Bu, pazarlanır mı, satılır mı?’ diye soruyorlar. Böyle bir şey söz konusu değil. İnsanlar ‘Cesedin bütünlüğü bozuluyor mu?’ diye soruyorlar. Organlar alındıktan sonra ceset uygun şekilde dikilerek aileye teslim edilmektedir. Bir de günahla ilgili sorular geliyor. ‘Benim organlarımla içki içerse’, ‘Günah işlerse’ gibi sorular geliyor. Aslında günah organa yazılmaz, günah olan kişinin yaptığı eylemdir. Sizin böbreğiniz, karaciğeriniz, gözünüzle herhangi bir günah işlenirse bu kişiyle ilgili bir olaydır. Bu konuda bize sorular gelmektedir” diye konuştu.

‘İNSANLARI O ANA GELMEDEN ÖNCE EĞİTMEK GEREKİYOR’

Yoğun bakımdaki hastanın beyin ölümü gerçekleştikten sonra hemen aileyle organ bağışı için konuştuklarını, ancak bunun kolay olmadığını ifade eden Prof. Dr Hafize Öksüz, şöyle devam etti:

“Yoğun bakımda bir yakınınızı kaybetmişsiniz ve size birileri geliyor, ‘Beyin ölümü, hayat bitmiştir’ diyor. Sağlık Bakanlığı’nın görevlendirdiği organ nakil koordinatörleri de ‘Yakınınızın organlarını bağışlıyor musunuz?’ diye sorunca o anda insanlar mantıklı ve doğru kararlar veremiyor. İnsanları o ana gelmeden önce organ bağışının önemi konusunda eğitmek gerekiyor. Öncelikle genç nesli eğitmek gerekiyor. İlköğretimden liseye kadar üniversitelerde bu eğitimlerin yapılması gerekiyor. Ayrıca medya aracılığıyla iletişim ve eğitim yolları sağlanabilir. Dini olarak da cuma fetvalarında bu konulara geniş yer verilmesi gerekmektedir. Sadece organ bağış haftalarında değil, diğer zamanlarda da vatandaşı eğitmek gerekiyor. Son anda organ istendiği zaman aileyle hastane çalışanları arasında yanlış anlaşılmalar bile olabilmektedir. Bunu önlemek için eğitimi her zaman, her yerde, her şekilde yapmak gerekmektedir.”

‘BATI İLLERİNDE BAĞIŞ YÜKSEK’

Türkiye’de 26 bin 913 kişinin organ beklediğini, ancak bunun karşılığında bağışın çok düşük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Öksüz, 2009’dan bu yana hastanelerinde 78 hastaya beyin ölümü tanısı koyduklarını ve bunun sadece 15’inden bağış alabildiklerini söyledi. Bunların içerisinde Suriyelilerin de olduğunu, ancak onlardan bağış alamadıklarını kaydeden Prof. Dr. Hafize Öksüz, şöyle devam etti:

“Hastanemizde 2018’de 22 beyin ölümü tanısı koyduk ve bunlardan 4 bağış alabildik. Çok düşük bir sayı. Türkiye genelinde batı illerinde bağış oranları daha fazla. Özellikle Marmara Bölgesi’nde ve İzmir, Antalya gibi batı illerinde bağış oranı daha fazla. Bu da eğitimin daha ön planda olduğu, insanların bu konuda daha duyarlı olduğu, medyanın bu konuyu daha iyi işlediği ve bir de organ nakil merkezlerinin olduğu illerde bu oran daha yüksek. Türkiye’de organ bekleyenlerin sayısını verecek olursak, kalp için bin 61 kişi, karaciğer için 2 bin 135 kişi, böbrek için 22 bin 371 kişi, akciğer için 62, pankreas için 284 kişi. Bunların içinde en şanslı olanı böbrek bekleyenler. Bunlar en azından böbrek bulunana dek diyalizle yaşamlarını devam ettirebiliyorlar. Birçok kalp hastası, akciğer hastası, pankreas hastası gibi bu grup hastalar, daha organ çıkmadan hayatını kaybetmekte ya da organ takılamayacak kadar kötü duruma gelmektedir.”

DHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.